28 Weeks Later (28 Hafta Sonra) – Juan Carlos Fresnadillo 2007

28 Hafta Sonra

Yönetmen:Juan Carlos Fresnadillo
Senaryo:Juan Carlos Fresnadillo, Jesus Olmo, Enrique Lopez Lavigne, Rowan Joffe
Oyuncular:Robert Carlyle, Mackintosh Muggleton, Imogen Poots, Jeremy Renner, Rose Byrne
Yapım Yılı: 2007
Ülke: İngiltere, İspanya
[ratings]


Korku Filmleri Yorumu: Zombi teması sinemada şimdiye dek iki devrim, bir de sarsıntı atlattı. “Zombi” kelimesi aslında Afrika kültürüne ait. Daha sonra kölelikle birlikte Atlantik’i aşarak, Karayip kültüründeki Voodo ayinleri içinde bir unsur olarak karşımıza çıktığını görüyoruz. Kelime anlamıyla zombilik orijin olarak Voodo büyücülerinin, çeşitli kimyasallarla kurbanlarının yaşam fonksiyonlarını neredeyse sıfır seviyesine indirmeleri ve onları kendilerine bağımlı kılarak böylece emirlerine amade hale getirmeleri olarak nitelendirilebilir. Tıpkı günümüzdeki patron-kuş kadar maaş sistematiğinde olduğu gibi. Orijinal anlamıyla zombiler, biz ücretli çalışanlar gibi, efedilerinin emrinden çıkamayan, düşünme kapasitesi olmayan ve bireysel hareket edemeyen, ölümle yaşam arasında sıkışmış insanlardır. 1940’larda zombi temasının ilk defa sinemada ele alındığı filmlerde zombilik hep Afrika ve Karayip kültürlerinin bir parçası olarak yukarıda bahsettiğim çerçevede işlendi; ancak bu filmler çok da gerçekçi değildiler; beyazlar tarafından çekildikleri için bu zenci folkolorü o yıllarda küçümseniyordu. Zombi temasının sinemadaki malzemesi ile ilgili olarak ilk devrimi Romero, 1968 tarihli Dawn Of The Dead filminde yaptı ve zombiliği yaygın bir politik çerçeve içinde anlam olarak genişleterek yeniden tanımladı. Tema, orijinal ve dar anlamından, işveren ve işçi arasında mikroekonomik bir boyutta sıkışan anlamdan :) çıkarak böylece umuma açık hale, kapitalizm ve tüketim kültürü odağında makroekonomik düzeye geldi. Bu arada da ipini koparan, üç beş bedbahtı wua wua sesleri eşliğinde asgari ücretle ağır aksak yürütebilen herkes zombi filmi çekti tabi. Arada Wes Creven 88 tarihli The Serpent and the Rainbow’u ile temanın gerçekçi kökenlerini aradı ve çöplüğe dönen bu alt türü adam etmek için bir sarsıntı yaratmış oldu. Nihayet 2000’lerin başında Danny Boyle’un 28 Gün Sonra filmiyle zombilik ikinci devrimini yaşadı ve o zamana kadar romatizmalı 80lik dedeler gibi hareket eden ve sürekli “babam sağolsunlara”, “see you later alligator”lara, “arabada bebek varlara” seyirci kalan zombiler tabiri yerindeyse “it gibi koşmaya” başladılar.

Hayatında spor yapmamış bir nesilin, virüsü aldıktan sonra bu biçimde it gibi koşması, virüsü henüz almamış ve aynı biçimde hayatında spor yapmamış geri kalan “sağlıklı :))” (ne söz sanatı yaparmışım ya..) bireyler için elbette ki inanılmayacak biçimde korkutucuydu.

Trainspotting, Shallow Grave, Beach, sinemalardaki Sunshine ve bir önceki 28 Days Later’ın müthiş İngiliz yönetmeni Danny Boyle bu ikinci filmde yönetmen koltuğunda karşımıza çıkmıyor. Bunun yerine kadrolu senaristi, her daim ilginç materyallerin yaratıcısı, yazar Alex Garland ile birlikte yapımcı koltuğunu paylaşmış. Yapımcılık zor zanaat. Hal böyle olunca insan 28 Weeks Later’ı görmeden önce düşünüyor: Boyle koltuğu kesin güvenebileceği birine bırakmıştır: kolay değil, işin içinde para var. Filmi izledikten sonra da şu ortaya çıkıyor ki Boyle’un güveni boşa çıkmamış. Yönetmen Juan Carlos Fresnadillo, diğer ispanyol kankaları ile birlikte filmi tam Boyle’un isteyebileceği biçimde yönetmiş.

Doğrusunu isterseniz, 28 Weeks Later son zamanlarda izlediğim en iyi, en kaliteli devam filmlerinden biri. Arka planda Garland ve Boyle olmasalar böyle olur muydu, açıkçası bilemiyorum. Ancak, daha önce Bahis’ini hayranlıkla izlediğim yönetmen Juan Carlos Fresnadillo’nun da yetenekli olduğu bir gerçek. Aksiyon ve korkuyu birbirleriyle çok iyi karıştırmış ve melodramatik bir buğuyu da formüle katmayı ihmal etmemiş. Filmin müziklerine ve bazı sahnelerdeki adrenalin yüklü anlatımın başarısına hayran kaldım. Post-rock nedir, post-rock nedir, diye diye dolananlar varsa hala, bu filmin müziklerine bir kulak kabartmayı deneyebilirler. Gerçekten de özellikle müziklerden ve müziğin adrenalini artan bir dozda devriye sokmakla yükümlü kullanım biçiminden çok fazla etkilendim. Filmin prologue sayılabilecek açılış bölümü, ve özellikle de bir Doyle filimleri gediklisi olan su katılmamış Skoç Robert Carlyle’ın açık alanda zombilerden kaçtığı bölüm çok başarılıydı. Genelde filmi altyazılara bakmadan seyredebildiysem de Robert Carlyle’ın konuştuğu bölümlerde tek seçenek altyazıya bakmaktı. İskoç aksanından anlayan adama İngilizce biliyor demek lazım aslında, bu ne biçim bir konuşma yahu, kelimesini anlamak mümkün değil. Filmin yönetmenle ilgili, genel gerilim ve temposuyla ilgili hiçbir sorunu yoktu. Aslında tek sorun, Garland’ın varlığına rağmen senaryosuyla ilgiliydi. Gerçi en son Sunshine faciası düşünüldüğünde, bu filmin senaryosuna karışmamış görünmesi çok da kötü değil.

Senaryo daha önce de, Hills Have Eyes 2’yi yorumlarken bahsettiğim üzere, klasik “Holywood İş Yapan İlk Korku Filmi Devam Formülü” kalıbını kuşanmış. Yani şu: “tamam ilk film çok iyiydi ama, onu tükettik artık, malum tüketim kültürü bu, herşeyi çok çabuk tüketiyoruz, o yüzden daha çok aksiyon olsun, daha çok amerikan askeri olsun, gerisi ne olursa olsun”. Bu uygulama Alien 2’de, Hills Have Eyes 2’de, ve bilimum diğer ikinci filmde yapılmıştır. Bakıyoruz 28 Weeks Later da bu 2’ler arasındaki yerini alıyor. Bu kalıplaşmış çerçevesine rağmen, yine de sahip olduğu bazı güzel detaylara ve biçimsel ters simetriye: dramatik anlamda başarılı bir motiflendirme senaryo üzerinde gerçekleştirilmiş. Bazı olası, kağıt üstü detaylar da hatta, tempoyu sürekli kılmak adına yönetmen tarafından ve hatta belki montaj masasında devreden çıkarılmış (Robert Carlyle’ın her yeri açan kartının “daha sonraki” kullanımı ile ilgili olası ek vurgular gibi – çünkü bunlar mantıksallık babında eksik).

İngiltere’de 2002 yılında patlayan o ilk salgının üzerinden 28 hafta geçmiştir. Virüse maruz kalanlar, ortalıkta yiyecek adam kalmadığı için açlıktan ölmüşlerdir. Bu gibi durumların ince ruhlu müdeahili Amerika Birleşik Devletleri, bitap düşmüş İngiltere’ye huzur ve demokrasi! getirmek için askerlerini İngiltere’ye yollar. Londra’nın göbeğindeki küçük bir alan, kalan sağların Amerikan ordusu gözetimindeki ikametine ayrılmış ve dezenfekte edilmiştir. Yurt dışında kalmak suretiye postu kurtarmış bazı ingilizler ana vatanlarındaki bu kümese kesin dönüş yaparlar. Tammy (Imogen Poots) ve küçük kardeşi Andy (Mackintosh Muggleton) de bunların arasındadır. Babaları, öz skoç Don (Robert Carlyle) ise salgını İngiltere’de kalarak atlatmış azınlıktan biri olarak onları beklemektedir. Don, eşinin zombiler tarafından öldürüldüğünü gördüğünü düşünmektedir. Ama bu tür şeyler düşünmekle, varsaymakla olmaz. Gerçekten görmek lazım.

Görünüz efendim. Güzel, heyecanlı, klişelerine rağmen aksiyon dolu bir film. Benim nezdimde ise post-rock tarzı müzikleri, bazı sahnelerindeki gücü ve aksiyon anlamındaki başarısı ile yer etti. Bu yazın şüphesiz, izlediğim en iyi yeni korku filmiydi. Tekrar çekim olmasına, amerikan askerli aksiyon devam formülünü kullanmasına rağmen.

Gökhan Toka

Film:9 Puan

Korkutuculuk: 8 Puan

Gerilim: 6 Puan

Kan & Revan: 8 Puan


Gokhan Toka
Gokhan Toka on FacebookGokhan Toka on InstagramGokhan Toka on LinkedinGokhan Toka on TwitterGokhan Toka on Youtube

10 thoughts on “28 Weeks Later (28 Hafta Sonra) – Juan Carlos Fresnadillo 2007

  1. Evet yorumlarına katılıyorum gerçekten mükemmel bir yapım olmuÅŸ…

  2. bu film hakikaten super. mutlaka arsivde bulundurulması gereken bir film.sonuna kadar heyecan azalmıyor. sonu gerçekten benim için surpriz oldu. tempo sahane. bence herkes görmeli.

  3. siteyi iyi hos yapmıssınızda filmi nereden izlicez cok karmasık

  4. ya admin filimleri belli oaln yerden izlesek valla labirent gibi filim izliyimdiye zamanım gidiyo adminkardeşşş

  5. bütün zamanların; gerilimiyle, sürükleyiciliÄŸiyle, kurgusuyla, yönetimiyle, oyunculuklarıyla ve müzikleriyle en iyi korku-zombi fimleri 28 days later – 28 weeks later. tek kelimeyle çaresizliÄŸin ve korkunun kusursuzca hissedildiÄŸi çok kaliteli yapımlar… yaptığınız top 100 listesinde de bence 1. ve 2. sıralarıda bu iki film paylaÅŸmalı…. herkese sevgiler ve saygılar

  6. bence de yanından geçmez çünkü resident evil ancak, fantastik-bilim kurgu- korku olarak sınıflandırılabilir. 28 days later ve 28 weeks later serisi filmlerde ütopik yada hayal mahsulu denilebilecek olaylar geliÅŸmiyor. yapılan kontrolsüz ve tehlikeli deneyler sonucu ortaya çıkan virüsün, insanları ne kadar tehlikeli ve yok edici bir hale getirebileceÄŸi anlatılıyor. bu sebepten sanırım yanından deÄŸilde üstünden geçebilir resident evil filminin…

Comments are closed.