grabbers

Yönetmen: Jon Wright
Senaryo: Kevin Lehane
Oyuncular: Richard Coyle, Ruth Bradley, Russell Tovey
Yapım Yılı: 2012
Ülke: İrlanda, İngiltere


Konu: İrlanda ana karası açıklarındaki küçük bir adanın yakınlarına meteor düşer. Meteor, tehlikeli bir uzaylı organizmayı da beraberinde getirmiştir. Kanla beslenen ahtapot benzeri yaratıklar hızla ürerler. Adadaki kasabanın halkı ise yaratıklardan haberdar değildir. Kasaba sakinleri birer ikişer kaybolmaya başladığında olayı araştırma görevi kasabanın hepi topu iki kişilik polis ekibine düşer. Polislerden biri kıdemli, bezgin ve aynı zamanda alkolik polis memuru O’Shea, diğeri ise adaya henüz yeni atanmış olan çiçeği burnunda polis memuru, heyecanlı Lisa’dır. Silah bile taşımayan, biri alkolik diğeri çömez bu iki polis için kanla beslenen dev uzaylı ahtapotları tutuklamak biraz zor bir görev gibi görünmektedir. Tesadüf eseri uzaylıların alkolden hoşlanmadığını fark ettiklerinde elleri biraz güçlenir. Ne de olsa içmek İrlandalıların ata sporu, bira ve viski de milli içecekleridir. Milli içeceği ayran olan uluslara kıyasla uzaylı istilasına karşı koyma şanslarının daha yüksek olduğunu anlayan polisler, deli gibi sarhoş olup, adadaki herkesi de zom ederek direnişe başlarlar.




Yönetmen: Harry Bromley Davenport
Senaryo: Harry Bromley Davenport , Michel Parry, Iain Cassie, Robert Smith
Oyuncular: Philip Sayer, Bernice Stegers, Simon Nash
Yapım Yılı: 1983
Ülke: İngiltere


Konu: Bazı mükemmel ötesi korku filmleri nasıl bu kadar az biliniyor, şaşırtıcı doğrusu. 1983 yapımı Xtro’yu örneğin kaç kişi izlemiştir veya biliyordur? Bugün artık 30 yaşında olan, bir dönem ünlü “video nasty” listesine de girmiş, bu kayıp kült filmden kısaca bahsedelim.

Küçük Tony’nin babası 3 yıl önce evlerini terk ederek Tony ve annesini bir başlarına bırakmıştır. Geçen 3 yılda da kendisinden haber alınamamıştır. Ama Tony’nin bu olay hakkındaki yorumu farklıdır. Tony babasının 3 yıl önce uzaylılar tarafından kaçırıldığını idda etmektedir.

Şehir dışındaki ormanlık bir araziye bir uzay gemisi iner ve bir yaratık bırakır. Yaratık birkaç kişiyi öldürdükten ve bir kadını ağzından dölledikten sonra erir. Hamile bırakılan kadının cesedinden Tony’nin babası doğacaktır. Tony’nin babası Sam, Tony’nin ve eski karısı Rachel’in peşlerine düşer. Ailesini bulduğunda şaşırtıcı ve Tony açısından sevinçli bir karşılaşma olur. Ne var ki Tony’nin babası çok değişmiştir. Sam çocuğun yılanının yumurtaları ile beslenmektedir ve bazı zihinsel güçlere sahiptir. Adam uğursuz güçlerini oğluna da aktarır ve ailenin etrafındaki konu komşu tuhaf biçimlerde ölürken, durum evin hanımı Rachel için giderek içinden çıkılmaz bir hal alır.

Xtro çok sıradışı, çok tuhaf bir film. Bilim kurgu-korku’dan, aile korkusuna, deformasyon korkusundan, şeytani çocuk temasına kadar birçok korku türü ve temasının harmanlandığı, son derece sürreal bir iş. Düşük bütçeli bir B film, bir video filmi olmasına rağmen, çekildiği yıla rağmen, plastik efektleriyle de oldukça başarılı ve yenilikçi. Yaratığın kadını ağzından döllediği sahneye kadar düz bir öykü çizgisinde akar gibi görünen ve E.T. ile Alien gibi birbirine zıt filmlerin bir ortalaması olacak gibi ilerleyen film, o noktadan sonra sürreal bir kozmik patlamaya, bir delilik sirkine dönüşüyor. Tony’nin babası Sam’in kadının rahmini parçalayarak kadının içinden çıkışı (Takashi Miike’nin Gozu filmindekine benzer bir doğum sahnesi bu) ile birlikte öykünün tüm tahmin edilebilirliği kayboluyor ve bu yeniden doğumdan sonra kendimizi bir bilinmezde buluyoruz. Bu gerçekten Tony’nin babası mı, öyleyse neden yılan yumurtası yiyor, Tony neden kan işiyor, evin içindeki bu puma ve bu palyaço nereden çıktılar?

Sanki normal bir bilim kurgu korku olması gerekirken bir anda kafası güzel bazı yazarların olaya dahil olması ile birlikte endişe verici bir absürdükler tiyatrosuna dönüşmüş gibi duruyor Xtro. Tıpkı Miike’in Gozu’sunda normal bir yakuza öyküsünün bilinen en garip öykülerden birine dönüşmesi gibi, bu filmde de normal görünen bir bilim kurgu öyküsü, gelmiş geçmiş en anormal, en akılda kalıcı korku filmlerinden birine dönüşüyor. Normal ve ayık bir kafadan böyle bir senaryo çıkması imkansız. 1983 yapımı Xtro şimdiye kadar çekilmiş en acaip, en garip filmlerden biri.

Bu filmin aynı yönetmen tarafından çekilmiş iki devam filmi de var ama onları izlemeye gerek yok. Bu filmin hatrına çalıştımsa da sıkıntıdan sonlarına kadar izlemeyi başaramadığım sıradan filmler.




Yönetmen: Anthony Waller
Senaryo: Anthony Waller
Oyuncular: Marina Zudina, Fay Ripley, Evan Richards, Alec Guinness
Yapım Yılı: 1994
Ülke: ABD, Rusya, İngiltere, Almanya


Konu: Bugün size çok bilinmeyen iyi bir gerilim filminden, ve çok bilinmeyen iyi bir yönetmenden bahsetmek istedim. Kısa süre önce Tv2’de denk geldiğim “Nine Miles Down” (Cehenneme Açılan Kapı) filmi ile yeniden aklıma gelen Anthony Waller ve onun ilk filmi Mute Witness. Mute Witness 1990ların en iyi gerilim filmlerinden biri olmasına, üstüne üstlük de bir ilk film olmasına rağmen, nedense Anthony Waller’a hakkettiği ünü ve ilgiyi getirememiştir. Belki de Waller’ın ikinci film seçimi eleştirmenlerce çok iyi bir korku klasiğinin gereksiz devam filmi olarak görülen “An American Warewolf in Paris” olduğu için, belki de yönetmenin kendi tercihi bu yönde olduğu için, bilemiyorum.

Filmin konusuna gelelim: Amerikalı yönetmen Andy Clarke Rusya’da sete dönüştürülen eski bir binada bir slasher filmi çekmektedir. Yönetmenin eşi Karen ve Karen’ın makyaj sanatçısı dilsiz kız kardeşi Billy de sette çalışmaktadırlar. Stüdyoda işlerin yolunda gitmediği bir günün ardından tüm ekip seti terk eder. Billy sette birşey unuttuğundan geri döner, ancak bu sırada içeride kilitli kalır. Dilsiz kız setten uzaklaşanlara sesini duyuramaz. Kız çaresiz bir köşeye oturup sabahı beklemeye başlar. Ancak bir süre sonra stüdyoda bir hareketlilik dikkatini çeker. Slasher filminin çekim ekibindeki bir oyuncu ve bir kameraman ekipten olmayan yabancı bir kadınla amatör bir porno film çekmektedirler. Billy şaşkındır ama az sonra şaşkınlığı yerini korkuya bırakacaktır. Çünkü çektikleri porno değil snuff bir filmdir. Adamlar kadını öldürür ve filme alırlarken Billy de fark edilmeden kaçmaya çalışır. Ancak adamlar birinin onları izlediğini fark etmişlerdir ve binanın içinde bir kovalamaca başlar.

Mute Witness tamamı bir uzun Rusya gecesinde geçen, önemli bir atmosfer gerilimi. Işık ve renkleriyle, konusuyla, set dekorunda geçmesi ve kapalı alan filmi olmasıyla, ilk izlediğimde aklıma Soavi’nin Deliria (Stage Fright) filmini getirmişti. Özellikle filmin eski stüdyo binasında geçen kaçma kovalamadan ibaret ilk yarısını, gerilim bir dil olsa, bu dilin sinemada en iyi konuşulduğu bir 45 dakika olarak değerlendirebilirim. Waller’ın Hitchcock’dan çok etkilendiği ve onu aratmayan bir teknik kullandığı görülüyor. Filmin ikinci yarısında anlatı genişleyip setin dışına çıktığında aslında gerilim bir parça azalmış oluyor ama film bu kez de yine Hitchcockvari bir karmaşık komplo, bir şüphe öyküsünü anlatmaya başlıyor. Bu ikinci yarı da gerilim ve sürükleyicilik açısından sıkı olmakla birlikte içerdiği gerçeği zorlayan çok fazla detay ve ani öykü dönüşleri nedeniyle ilkine göre inandırıcılık açısından daha zayıf.

mute witness

Mute Witness sahtelik ve gerçeklik üzerine bir film. Sinema endüstrisi diyor örneğin film, “sahtedir“. Sinema endüstrisi sahtedir çünkü gerçekte var olmayanı gerçekmiş gibi anlatır ve izleyicileri bu sahteliğe inandırmaya koşullanır. (Snuff filmin çıkış noktası da bunun anti tezi olmasıdır) Sadece o da değil, her türlü dışavurum sahtedir çoğu kez, konuşma bile. Sözlerimiz çoğu zaman gerçek bizi yansıtmaz, günlük önemsiz içeriği bile yalanlarla doludur. Görünüşümüz de sahtedir. Görünüşümüzün de sözlerimizin de temel fonksiyonu çevremizle uzlaşmaktır ve bu uzlaşı içinde gerçek bizi barındırmaz. İşte bu sahte endüstrinin, sinemanın içindeki, hayatını sahtelik üreterek kazanan (makyaj sanatçısı) Billy, aynı zamanda dilsiz olduğundan ve insanlarla iletişim için sahte sözlerden muaf olduğundan, gördüğünün gerçek bir cinayet olup olmadığını anlayabilmektedir. Ama gördüğünü anlatmak istediğinde kimse ona inanmaz, çünkü gerçeği sahteden ayırt edebilmesini sağlayan dilsizliği kendisini anlatabilmesine ve çevresindekilerle uzlaşabilmesine de engeldir.

Anthony Waller’ın bu ilk filmini, ve bulabilirseniz diğer filmlerini izlemenizi tavsiye ederim. Anthony Waller iyi bir korku ve gerilim anlatıcısı olmasına rağmen, ABD’deki büyük stüdyolarla çalışmadığı için ün kazanmamış bir yönetmen. Örneğin bu ilk filmini Waller tamamen kendi kaynaklarıyla çekmiş. Bu durumda belki filmdeki sahtelik eleştirisini yönetmenin plastik sinema endüstrisi karşıtı politik bir duruşu olması olasılığına bağlayabiliriz.




öbür dünyadan

Yönetmen: Nick Murphy
Senaryo: Nick Murphy, Stephen Volk
Oyuncular: Rebecca Hall, Dominic West, Imelda Staunton
Yapım Yılı: 2011
Ülke: İngiltere


Konu: 1921’de İngiltere’de geçen film, birçok insanın yakınlarını kaybettiği 1.Dünya Savaşı’nın ardından gelen zorlu bir dönemi zaman olarak kullanıyor. İnsanlar kaybettikleri kişileri görebilmek için büyücüler ve falcılardan medet ummaktadırlar. İyi eğitim almış, bilim dışında hiçbirşeye inanmayan bir kadın olan Florence Cathcart, insanların bu zaafından faydalanmaya çalışan şarlatanların foyasını meydana çıkaran bir araştırmacıdır. Florence da sevdiği kişileri ve ailesini yitirmiştir, bununla birlikte hayaletlere hiçbir zaman inanmaz.

Florence’ın kapısını birgün Robert Mallory adında bir öğretmen çalar. Mallory şehir dışında, yetim ve ailesi uzakta olan çocukların okuduğu bir yatılı okulda öğretmendir ve Florence’ın kitabını okumuştur. Mallory okulda bir öğrencinin hayaletinin gezindiğini idda etmektedir, hatta bu hayalet bir öğrencinin ölümüne de neden olmuştur. Florence adama inanmaz ancak yine de ona yardım etmeye karar verir. Okula vardığında orada karşılaşacağı şeyler Florence’ın hayaletlerle ilgili inandığı herşeyi sorgulamasına neden olacaktır.

Vizyondaki Siyahlı Kadın (Woman in Black) ardından yine hayalet temalı, gotik bir İngiliz filmi. Bu defa filmin yapımcısı BBC. Awekening (Öbür Dünyadan) tıpkı Siyahlı Kadın gibi, çok iyi bir set kurgusunda ve atmosferde çekilmiş bir film. Yaklaşık 1 Saat 40 Dakika süreye sahip olan film, bu sürede beklenmeyecek kadar çok olayı anlatıyor.

Bu gizem dolu yoğunluk filmin akıcı bir biçimde izlenmesini sağlamakla ve filmi ilgi çekici yapmakla birlikte, birçok duygunun da film boyunca olgunlaşmadan yarım kalması ile sonuçlanıyor. Film korkutucu olabilmesini sağlayacak pekçok detaya sahip olmasına rağmen, olağanüstü çeşitlilik gösteren anlatısının sonunda bağlandığı noktada daha çok “duygusal” olabiliyor.

Bu anlatım biçimi ve an ve an beliren yeni gizemler filmi izlerken bana bu filmin aslında sürükleyici bir TV dizisi olması amacıyla yazıldığını ve çekildiğini düşündürdü. Filmi izledikten sonra araştırdığımda yönetmen Nick Murphy’nin dizi yönetmenliği tecrübesine sahip olduğunu gördüm. Belki de gerçekten TV dizisi olmalıydı, TV dizisi olarak çekilmiş olsaydı Rose Red Konağı ekolünde bir yapım olacaktı.




siyahlı kadın

Yönetmen: James Watkins
Senaryo: Susan Hill (roman), Jane Goldman
Oyuncular: Daniel Radcliffe, Janet McTeer, Ciarán Hinds
Yapım Yılı: 2012
Ülke: İngiltere, Kanada, İsveç


Konu: Genç bir avukat olan Arthur Kipps’in karısı doğum yaptığı sırada hayatını kaybetmiştir. Karısının ölümünün üstesinden bir türlü gelemeyen Kipps bir yandan küçük oğlunu tek başına büyütmeye çalışmakta, diğer yandan da hayata tutunmaya çabalamaktadır. Çalıştığı hukuk firmasında ona son bir şans verilir; bunu da yapamazsa işini kaybedecektir. Uzak bir köyde bir miras meselesi vardır. Kipps’in buraya gidip miras işlemlerini yoluna koyması gerekmektedir. Kipps köye vardığında köylülerin düşmanca tavrıyla karşılaşır. Hiçkimse onu mirasa konu eve götürmek istememektedir, evin lanetli olduğu dedikodusu heryerde dolanmaktadır. Kipps eve gitmekte ısrar edince hem kendisi hem de köylüler için bir lanet dalgasının kapısı açılacaktır.

Harry Potter’ın yıldızı Daniel Radcliffe’in Harry Potter sonrası başrolde göründüğü ilk film olarak ünlenen Siyahlı Kadın dikkate değer bir gotik hayalet filmi. Hammer Film’in geçen yılki Wake Wood sonrası ilk filmi olan bu film, Hammer’ın 1970’lerde aktardığı son derece başarılı gotik hayalet öykülerine biçim ve atmosfer olarak yakın bir çalışma.