silent hill karabasan

Yönetmen: Michael J. Bassett
Senaryo: Michael J. Bassett
Oyuncular: Adelaide Clemens, Kit Harington, Carrie-Anne Moss, Sean Bean
Yapım Yılı: 2012
Ülke: ABD, Fransa, Kanada


Konu: Silent Hill serisinin ikinci filmi. İlk filmde Rose, tehlikeli bir tarikat tarafından kaçırılan kızı Heather’ı geri getirmek üzere Silent Hill’e gitmiş, kızını kurtarmayı başarmış ancak kendisi orada kalmıştı. İkinci filmdeki kahramanımız, Rose’un kızı Heather. Heather artık 18 yaşına gelmiş genç bir kız. Heather ve babası Harry, Silent Hill’in tarikatına izlerini kaybettirmek için o şehir senin bu şehir benim gezen yarı çekirdek bir ailedir. Harry, karısı Rose’a verdiği sözü tutmuş, Heather’ı bu yaşına gelinceye değin tarikattan kaçırmayı başarmış, yeri geldiğinde bu uğurda cinayet bile işlemiştir. Yeni taşındıkları kasabada ise kaçışlarının sonuna geleceklerdir. Tarikatın tuttuğu bir özel dedektif Heather’ın izini bulmayı başarmıştır. Tarikat kızı geri istemektedir ancak bunun gerçekleşebilmesi için tek yol Heather’ın kendi isteği ile Silent Hill’e gelmesidir. Kızı kasabaya getirebilmek için babası Harry’i kaçırırlar. Heather karabasanlarla dolu bir dünyada babasının izini sürerken yeni tanıştığı Vincent adlı bir genç de ona yardım eder.

İlk Silent Hill filmini, bilgisayar oyununu oynamış olanlar da “aaa o bilgisayar oyunu muymuş!” diyenler de çok sevmişlerdi. İkinci film ilki kadar derli toplu olmasa da yine de kendisini izletmeyi başarıyor. İlk filmin çok güçlü bir finali vardı. Bu filmin finali ise ilkine göre oldukça zayıf kalmış. Gerilim düzeyi açısından da ilki kadar iyi değil. Buna karşılık ilk filmde çok fazla muhabbet şansı bulamadığımız bazı canavarlar ile bu filmde sıkça hoşbeş oluyoruz. “Yüzsüz hemşireler” veya “Piramid Kafa” gibi önde gelen bir takım Silent Hill yaratığının ikinci filmde oldukça uzun sahneleri var. Yani oyunu sevenleri hayal kırıklığına uğratmayacak, oyunla ya da ilk filmle tanışıklığı olmamış olanlara ise türlü türlü yaratığı ve görselliği ile eğlenceli zaman geçirtecek bir film.

Bizim tüm canavarların içinde en sevdiğimiz Manken Canavarı (Mannequin Monster veya Mannequin Spider) oldu. Aynı zamanda filmin CGI ile yaratılmış tek canavarı da bu:

MANNEQUIN MONSTER




mama

Yönetmen: Andres Muschietti
Senaryo: Andres Muschietti, Barbara Muschietti, Neil Cross
Oyuncular: Jessica Chastain, Nikolaj Coster-Waldau, Megan Charpentier
Yapım Yılı: 2013
Ülke: İspanya, Kanada


Konu: Lucas’ın abisi Jeffrey, beş yıl önce bir dizi cinayet işleyerek sırra kadem basmıştır. Jeffrey kaçarken küçük kızları Victoria ve Lilly’i de beraberinde götürmüştür. Yeğenlerinin ve abisinin akibetini merak eden Lucas tam beş yıl boyunca elindeki tüm imkanlarla onların izini sürmüş, ancak bir sonuca ulaşamamıştır. Artık tüm ümitler tükendiği sırada, Lucas’ın tuttuğu adamlar Jeffrey’in arabasını ormanlık arazide, bir uçurumun dibinde bulurlar. Civarı araştıran adamlar yakınlarda, ağaçlar arasında gizlenmiş bir kulube keşfederler. Adamlar kulubede dört ayakları üzerinde yürüyen, konuşamayan ve tamamen vahşileşmiş iki kızı bulurlar. Görünüşe göre kızlar tüm bu süre boyunca yalnız yaşamışlardır.

Kızlar bir süre psikolog gözetminde, rehabilitasyonda kalırlar. Kızlardan küçük olanı, yani Lilly, konuşma yeteneğini tamamen kaybetmiş ve vahşileşmiştir. Büyük kız Victoria ise güç de olsa iletişim kurabilmektedir. Victoria’ya tüm bu süre boyunca nasıl hayatta kaldıklarını sorduklarında aldıkları cevap “Mama” olur. Victoria “Mama” (Anne) adını verdiği birinin kendilerine baktığını idda etmektedir. Psikologlar Mama’yı hayali bir kahraman olarak görürler.

Jeffrey ve çocuk bakmaktan pek anlamayan kız arkadaşı Annabel kızları evlerine alırlar. Ancak bir süre sonra çocukların gerçekten de ormandaki o kulubede yalnız olmadığını anlamaya başlarlar. “Mama”, hala çocuklarladır.

Mama, Guillermo del Toro’nun yapımcılığını üstlendiği korku filmlerinden sonuncusu. The Orphanage, Julia’s Eyes, ve nihayet geçen yıl izlediğimiz Don’t Be Afraid of The Dark’dan sonra bu yıl da Mama. 2013’ün düzgün korku filmlerinden biri olan ve Guilermo del Toro markasının kalitesini yansıtan Mama, artık alışık olduğumuz tarzda bir intikamcı hayalet öyküsü. Filmin özellikle açılış bölümlerinin çok iyi kurulduğunu, bu bölümlerde anlatımın ve gerilimin çok yüksek kalitede olduğunu söyleyebiliriz. Kızların bulunması ve amcalarının evine taşınmaları ile birlikte Mama ortaya çıkmaya başladığında ise enterasan biçimde filmdeki korkutuculuk katsayısı azalmaya başlıyor.

Benzer bir problemi Sinister’da da görmüştük. Mama da tıpkı Sinister’ın kötü tanrısı Bughuul gibi yeterince korkutucu bir unsur değil. Nasıl ki Sinister’da izleyiciyi en çok ürküten karakter olur olmaz her yerden olmadık biçimlerde fırlayan yazarın küçük oğlu idiyse, burada da evin içinde dört ayak üzerinde yürüyerek dolanan vahşi küçük kızlar başlı başlarına korku unsurları olarak kullanılmışlar. Filmin ana kahramanı olan Annabel, annelik ile uzaktan yakından bağı olmayan, normal bir çocuğa nasıl davranmasını bile bilmeyen bir karakter olarak, bu iki garip vahşi kızla uğraşmak zorunda kalıyor. Annabel karakterinin bu biçimde kurulmuş olması, film ilerledikçe annelik içgüdülerinin ortaya çıkması ve kızlara karşı sevgi ve bağlılık hisleri geliştirmesi öykünün dramatik gelişimini akışkan kılmış. Mama figürünün gizeminin çözülmesi ve acıklı öyküsünün ilerleyen bölümlerde anlatıya dahil olmasıyla da filmin dramatik yoğunluğu artıyor, korku ve gerilim yoğunluğu ise azalıyor.

Julia’s Eyes’ı bir kenara koyarsak, Guillermo del Toro’nun yapımcı tornasından konu olarak benzer işlerin çıktığını görebiliriz. Don’t Be Afraid of The Dark veya The Orphanage da Mama’dan çok uzakta değiller. Mama ilkinden daha iyi bir film, ama Orphanage’dan iyi olduğunu söyleyemem. Yine de 2013 yapımı korku filmleri içerisinde şimdilik öne çıkanlardan.




ATM

Yönetmen: David Brooks
Senaryo: Chris Sparling
Oyuncular: Brian Geraghty, Alice Eve, Josh Peck
Yapım Yılı: 2012
Ülke: ABD, Kanada


Konu: Üç iş arkadaşı, soğuk bir gecenin ilerleyen saatlerinde yol kenarındaki ıssız bir otoparkta para çekmek için dururlar. ATM kulubesine girip para çeken ekip, geri dönmek istediklerinde kulubenin ilerisinde bir karaltının onları beklediğini görürler. Adamı ilk başta hırsız sanarlar, ancak adam çok daha karanlık bir amaçla oradadır. Yardım isteyebilecekleri telefonlarını da arabada bıraktıkları için seçenekleri bir hayli dardır.

ATM, oldukça sıradan bir kapalı alan korkusu. O kapalı alanın bir ATM kulubesi olması çok sık karşılaşılan birşey olmasa da, bu durum tek başına filmi ilgiye değer yapabilmek için yeterli değil. Öykünün akmasını sağlayan unsur, pekçok korku filminde olduğu gibi kurbanların verdiği yanlış kararlar. Bu filmde ise bu “yanlış kararlar” temel hareket ekseni olmuş durumda. Çünkü katilin kurguladığı senaryo hiç zekice değil. Kurguladığı planda katil açısından yolunda gitmeyebilecek o kadar çok şey var ki, katilin gizemli ve tanrısal duruşu son durumda ancak “havada” bir duruştan ibaret. Örneğin ATM kulübesinde kalmış bu 3 kişi Türk olsalardı, dışarıda bekleyen silahsız katili eşek sudan gelinceye kadar döverler: ne de olsa üçe bir. Hadi şiddetten hoşlanmıyorlar diyelim, içlerinden birinin ortalama bir zekası olsa, rahat rahat kaçabilirler: ne de olsa onlar koşabiliyor, ama karizmadan ödün vermeyen katilimiz sadece kaçan otobüsün ardından çaktırmadan ivme alır gibi onurlu bir hızda hızlı yürüyebiliyor, o da en fazla. Hadi herşeyi geçtim, işler bu kadar doğaüstü biçimde ters gitmese, kulubenin içinde sabaha kadar otururlar, ama yine kurtulurlar: 3 kişi birkaç saat bir ATM kulübesinde mi duramayacak yani, nedir?… İnandırıcılığı ve etkileyiciliği tartışmalı bir film ATM.

Filmin özellikle kapanış sahneleri de gereksiz planlarla dolu. Zaten ne olup bittiği tüm izleyiciler tarafından net anlaşılmışken, gereksiz açıklamalara soyunulan bu sahneler filmi kapanışında iyice sıkıcı hale getirmiş. Son 5-10 dakikalık bölümü izlemeye gerek yok.




ölüm yolculuğu

Yönetmen: Gonzalo Lopez-Gallego
Senaryo: Brian Miller
Oyuncular: Warren Christie, Lloyd Owen, Ryan Robbins
Yapım Yılı: 2011
Ülke: ABD, Kanada


Konu: 1960’larda yoğun bir şekilde aya yolculuk yapan ABD’nin ay misyonlarını birdenbire neden durduğunun açıklamasını paranoya ekseninde yapmaya çalışan bir korku filmi. Bizden saklanan sır, aslında ayda uğursuz yaratıkların kol gezdiği ve en son Apollo yolculuğunun bu nedenle felaketle sonuçlandığı. ABD’nin Apollo 18 misyonunda aya ayak basan iki astronot burada yalnız olmadıklarını fark ederler.

Found footage türünde geçen yıl hiçbir yıl olmadığı kadar çok sayıda film çekilmişti. Apollo 18 açıkçası bu yığın içinde konusuyla Troll Hunter ile birlikte aykırı duran bir örnek. Basın görüntüleri, mekik içi kamera görüntüleri, astronotların kullandığı el kamerası görüntüleri, bazen de serbest görüntüler birlikte kullanılmış. Görüntülerin birçoğu siyah beyaz, mekan da ay yüzeyi olduğundan renk derinliği fazla olmayan bir film; klastrofobik bir atmosferde de geçtiği için biraz boğucu ve sıkıcı. Bununla birlikte, konusuyla sıkıcı ve bilinen bir olaya korku dolu bir fantazi unsuru kattığı için izlemesi birçok korkusever açısından kısmen ilginç olabilir.




siyahlı kadın

Yönetmen: James Watkins
Senaryo: Susan Hill (roman), Jane Goldman
Oyuncular: Daniel Radcliffe, Janet McTeer, Ciarán Hinds
Yapım Yılı: 2012
Ülke: İngiltere, Kanada, İsveç


Konu: Genç bir avukat olan Arthur Kipps’in karısı doğum yaptığı sırada hayatını kaybetmiştir. Karısının ölümünün üstesinden bir türlü gelemeyen Kipps bir yandan küçük oğlunu tek başına büyütmeye çalışmakta, diğer yandan da hayata tutunmaya çabalamaktadır. Çalıştığı hukuk firmasında ona son bir şans verilir; bunu da yapamazsa işini kaybedecektir. Uzak bir köyde bir miras meselesi vardır. Kipps’in buraya gidip miras işlemlerini yoluna koyması gerekmektedir. Kipps köye vardığında köylülerin düşmanca tavrıyla karşılaşır. Hiçkimse onu mirasa konu eve götürmek istememektedir, evin lanetli olduğu dedikodusu heryerde dolanmaktadır. Kipps eve gitmekte ısrar edince hem kendisi hem de köylüler için bir lanet dalgasının kapısı açılacaktır.

Harry Potter’ın yıldızı Daniel Radcliffe’in Harry Potter sonrası başrolde göründüğü ilk film olarak ünlenen Siyahlı Kadın dikkate değer bir gotik hayalet filmi. Hammer Film’in geçen yılki Wake Wood sonrası ilk filmi olan bu film, Hammer’ın 1970’lerde aktardığı son derece başarılı gotik hayalet öykülerine biçim ve atmosfer olarak yakın bir çalışma.