Alejandro Amenabar

1972 ‘de Şili’de doğan, anne tarafından İspanyol olan ve İspanya korku-gerilim sinemasının günümüzdeki en iyi temsilcisi sayılan kaliteli bir sinemacıdır. Sinemacılığındaki titizliği, detaylara verdiği önem, izleyici beklentilerine verdiği tam karşılık ile, adeta İspanya sinema sektörünün eksikliklerinin bilincinde olduğunu ispatlar. Beyazperdeye şimdilik az sayıda olsa da, doyurucu, izleyicisinin memnun eden örnekler bırakmıştır. Korku unsurunu bir ilizyonist gibi algısal yönergeler kanalıyla işlerken, tehditi “göstermek”ten çok” hissettirmeye ” önem verir. Onun filmlerinde korkmanın anlamı olasılıkların belirginliğine rağmen, dış tehditin görüntüsü üzerindeki düşünsel perdelenmeden dolayı bu belirginliğin örtülenmesidir. Filmlerinin senaryolarını kendisi yazdığı gibi, müzik çalışmalarını da kendisi hazırlar. İlk filmi şaşırtıcı bir şekilde henüz 24 yaşında sinemaya kazandırdığı “Tesis”,( 1996 ) bir yönetmenin olgunluk dönemi filmi kadar başarılıdır. Aynı zamanda vizyon sahibi bir yönetmen olduğunu da gösterir ” Tesis”. Filmde çok çarpıcı bir konuya değinir: karanlık sektörün merdiven altı piyasası, snuff çekimler. Konu, gerçek ölümlerin filme alındığı, şiddet meraklısı hasta ruhlara hitap eden kitle için hazırlanan özel yapımlarla ilgilidir. İronik olansa şudur: bu konuya özel ilgi duymayan kişiler bile, gündelik hayata serpiştirilen istem dışı şiddet ve ölüm sahnelerine karşı, örneğin ilk sahnelerdeki metro kazası, Tv’deki şiddet görüntülerine karşı “bakmak ve görmek” eylemini gerçekleştirmektedirler. Üstelik bu görüntüler o kadar kanıksanmıştır ki, her an heryerde şahit olunabilecek bu görüntülere bakmanın tek anlamı merak gidermek kadar basite indirgenebilmektedir kitle yada bireysel psikoloji bilinci içinde. Bunun farkında olan kişiler ise bunu bir sektör haline getirir ve şiddeti pazarlamanın bir yolunu bulur. Bu yol ne zaman ve nasıl keşfedildiği muğlak olan, senaryo ile gerçek hayatın kurgusunu birleştiren, gerçek olma olasılığı yüksek olduğu için korkunun garantisini veren bir filmin, Tesis’in çıkış noktasıdır . “Şiddet” olgusunun okul tezi için gerekli olduğu bir genç kız, hem tezinin, hem de tanık olduğu bir öğretim görevlisinin ölümü sonrasındaki merakının peşine düşer. Tanıklık noktası, filmin başlarındaki “metro” sahnesi ile, öğretim görevlisine daha doğrusu mekanik anlamda bir ceset” e dokunması ( ilki bakmak, diğeri dokunmak yani hissetmek) işlevini tamamlamıştır: merak olgusu, tanık olunan duruma hümanist yaklaşımdan önce gelmiş, kişi şiddeti irdelemeden önce kişinin merakını gidermek öncelikli duruma düşmüştür, her nekadar bakmamalıyım yada öğrenmemeliyim gibi bir savaşı kısa süreli olsada vermiş olsada. Film boyunca merakının izinde giden, izlerin peşinde yürürken topladığı ipuçlarından cinayete kadar uzanan bilgilere ulaşan genç kız, “dışardaki şiddet”i kendi hayatının parçası olabileceği olasılığını varsayamadığı için zaman zaman algısal yanılmalara düşer, izleyici de onun kanalı ile bir türlü emin olamaz olan bitenin nereye varacağından. Ne de olsa şiddet “dışarda” dır. Tesis, bir ilk film için çok çok başarılı. Kamerayı ustalıkla kullanan Amenabar, mekan seçimlerini , ışığı , kadrajları gerilim atmosferine layık şekilde birleştirebilmiş.Bazı sahnelerde görsel ağırlıklı korku yerine, işitselliği verip, adeta karakterle izleyiciyi bütünleştirmiş. Ve bir ironi daha: ekrandaki görüntüye dehşetle bakan karakterin ne gördüğünü merak ediyor izleyici, ona sunulan ipucu ise çığlıklar, feryatlar. İşte bu yönetmen zekası: filmin tam olarak anlatmak istediği şeye dahil olan izleyici, tıpkı ana karakter gibi merakını sorgulamıyor.
Yönetmenin bir sonraki filmi, daha sonra Hollywood tarafından da yeniden çekilecek olan ” Abre Los ojos” ( Aç gözünü, daha sonra USA imzalı olarak çekilmiş olan: Vanilla SkY ). Bir önceki filminde de rol alan başarılı genç aktör “Eduardo Noriega” ve Vanilla Sky’ da da rol alacak olan Penelope Cruz başarılı oyunculukları ile göz kamaştırır, zaten yönetmenin en iyi filmlerinden biridir film. Cesar, ukala, zengin, çapkın ve istediği her kadını elde eden, adeta duyguları olmayan biridir. Nuria adında bir kadın, takıntılı şekilde kendisine aşıktır. Cesar, Sofia ile tanışır. Ona ilgi duymaya başladığını hisseten Nuria ise buna tahammül edemez ve bir kazaya sebep olur, kazada ölür, Cesar ise kazadan yaralı olarak kurtulur, en güvendiği yanı, yakışıklılığı hasar görür, yüzü yaralarla kaplıdır ve maske takmak zorunda kalır. Hayal ve gerçeğin birbirine karıştığı, zaman zaman yer değiştirdiği film, tüm tahminleri boşa çıkaran müthiş bir son getirirken, bir çok kavramı sorgulayan izleyici tarafından tüm Amenabar filmlerinde olduğu gibi düşünmeye sevkedici yönü dolayısıyla gerilim sineması klişelerinden uzak, ayrıksı bir duruşu olduğu kabul edilir.Cesar kaza öncesi kişiliğini sergilediği anlarda izleyici için mesafeli ve benimsenmemiş bir karakter iken, kaza sonrası acınacak bir kimliğe bürünmüş, izleyici vicdanına hitab etmiştir. Aşık olduğu kadının ve yaşadığı gizemli olayların peşindeki Cesar’ı değiştiren, başka biri yapan unsur aşk mı, yoksa kazadan sonraki fiziksel değişim midir? Sadece final sahnesi ile dahi gerilim sinema tarihinin en iyi senaryolarından biri olma ünvanını hakeden “Aç gözünü” için , Amenabar sinemasının da en iyilerinden biridir demek yalnış olmaz.

2001 yapımı “The Others” ( Diğerleri), gothic tadı ile korku sineması takipçileri için bulunmaz nimettir.Başrol verdiği Nicole Kidman, muhteşem bir oyunculuk sergiler. II.dünya savaşı sona ermiş, savaştaki kocasının dönüşünü 2 küçük çocuğu ile bekleyen bir anne ( Grace ), büyük bir malikanede yaşamaktadır. Bu gothic yapılı malikaneye çalışmak için gelen 3 gizemli hizmetçiden annenin tek istediği, güneşe karşı duyarlı olan cilt hastalığından muzdarip çocuklarına karşı tedbir olarak perdelerin asla açılmamasıdır.Küçük kızı ise hayaletlerden bahsetmekte, annesini bu konuda uyarmaktadır.Filme ağırlık veren ” karanlık” unsuru, gittikçe kasvetin ağırlaştığı beklenmedik anlarda sessizliğin içinde nerden geldiği belli olmayan sesler, beklenen anlarda ise belirginleşen sessizlik, gizem perdesini katlayarak artırır. “Ses” e anlam yüklemek, “görsel” olana anlam yüklemekten çok daha ürkütücüdür ve yönetmen bunu çok iyi kullanır.Sis, karanlık, eski fotoğraf gibi ” görüntüyü yada anlam çıkarmayı zorlaştıran”, bulanıklaştıran etkenler de işin içine girince, film doğaüstü fenomenlere bulanır. Bahsettiğimiz diğer 2 filme göre ayrı bir yerdedir film, temasındaki mistik kurgu dolayısıyla.

El attığı her projede harikalar yaratan Amenabar için söylenecek tek şey: o gelecekte de hatırlanacak en iyi sinemacılardan.

Melissa Aydın

Filmografisi:

Mar Adentro ( 2004 )
The Others ( 2001 )
Abre los Ojos ( 1997)
Tesis ( 1996 )
Luna ( 1995 )
Himenoptero ( 1992 )

Bir Cevap Yazın