Kwaidan – Masaki Kobayashi 1965

Kwaidan

Yönetmen:Masaki Kobayashi
Senaryo:Lafcadio Hearn, Yoko Mizuki
Oyuncular:Rentaro Mikuni, Michiyo Aratama, Tatsuya Nakadai, Keiko Kishi, Katsuo Nakamura, Tetsuro Tamba, Osamu Takizawa, Kanemon Nakamura
Yapım Yılı: 1964
Ülke: Japonya
[ratings]


Korku Filmleri Yorumu: Reverse Engineering… Müzik konusunda da aynı biçimde ilerlemiştim. Önce mainstream bir kulbundan tutarsın, herkes Nirvana dinler misal, eh sen de dinlersin, aşağı kalacak yanın yok ya. Çok orijinal derler, yüzyılın en çarpıcı ve devrim yaratıcı müziği derler; gerçekten sana da öyle gelir. Az zaman geçer, birkaç yıl kadar bir zaman. Bir bakarsın, yeni gruplar çıkmış ama bildik bir tınıları var sanki. Bir Nirvana tınısı. Hımmm dersin, evet gerçekten tarihe şahitlik ediyorum, gerçekten Nirvana müzikte bir milattı ve ben onu gördüm. Sonra biraz daha zaman geçer. Ve o gruplara da benzeyen gruplar çıkmaya başlar, olay giderek suyunun suyu bir hal almaktadır. Bu durum sinirlerini bozar. Orijinal ile olan erken dönem tanışıklığının, üzerinde elitist ve bencil bir hak doğurduğunu sanarsın, yenilere imtina etmezsin pek, burun kıvırırsın. Her ne kadar yeniyi pek dinlemesen de müziğin evrildiğine yine de şahit olmaktasındır ama. Salt bu ivme ve hareket, işte bu aklına birden, orta yerde, durduk yere bir soru getirecek: Müzik, ya da sanat diyelim, böylesi bir hızla evrilirken, ve sen onun kaynağını geriye doğru takip edebiliyorken hafızanda ve kulak kıvrımlarında takılı tınılarda; öyleyse senin orijinalinin, senin miladının da bir evveli bir öz, bir hakiki orijinali olmuş olabilir mi tarih öncesi bir devirde? Beğeninin ve varlığının tedavülde olmadığı bir geçmişte?

Evet olmuştur… Az biraz reverse engineering ile geri sar, geri sar uğurcum, ne görüyoruz? Sonic Youth? Pixies? Karşıya mı geçelim? Peki.. Killing Joke (Come as you are’ın gitar melodisini KJ’den ‘ödünç aldıkları’ için mahkemelik olmuşlardı hatta), tabi ki Joy Division? Ne dedin? Sex Pistols mı? Yok canım o kadar da değil. E tekrar geri gideriz o zaman: Iggy and the Stooges? Buna ne dersin, yok artık daha neler? Al o zaman sana The Doors!

Bu türden ‘geri mühendislik’ işlerini uzunca bir süredir sinema konusunda da yapıyordum. Özelikle korku sinemasında geri sarmışlığım çok vardır. Benzer bir geri sarmayı Japon Korku sineması için de yaptım. Günümüz korku alemini kasıp kavuran Japon korku sinemasının geçmişinde bazı önemli referans noktaları olduğunu biliyordum. Bunlardan biri Shindo Keneto’nun Onibaba’sı (1964). Diğer bir önemli örnek de sanırım Masaki Kobayashi’nin Kwaidan’ı (1965) olarak değerlendirilebilir. Ancak eğer sinemanın kendi sınırları içerisinde kalarak başlı başına orijinal bir öykü metodu ile karşılaşacağınızı düşünüyorsanız çok yanılıyorsanız derim. Sinema temaya dayalı orijinallik anlamında en az orijinal olan sanat türü; çünkü en genci o. Nitekim ne Onibaba ne de Kwaidan; bunlar Japon korku kültürünün ve korku anlatısının ilk örnekleri değil, bunlar sadece o anlatının dayalı olduğu tiyatro anlatısının ve kültürel birikimin Japon sinemasındaki ilk örnekleri.

Kwaidan dört kısa filmden oluşuyor. Yönetmenine 1965’de Cannes’da Juri özel ödülü kazandıran bu film, Japon geleneksel korku kültürünü simgeleyebilecek dört öykü aktarıyor. Yalnız bunların hepsinin ortak özelliği, öykülerin birer ‘kaidan’ ya da intikamcı ruh öyküsü olması. Bu anlatı biçimi ise temelini çok eskilere dayandırıyor. Temelini 14.yy’da bulan Japon Noh Tiyatrosuna. Noh tiyatrosunun nasıl işlediğini anlattığımda sanırım Japon korku filmlerini az çok izlemiş kişiler için en azından, herşey biraz daha aydınlık olacak. Noh tiyatrosunda oyun iki kişi ile oynanır. Bunlardan waki (insan olan) edilgendir. Buna karşılık diğer karakter, yani shitei her zaman bir maske takar. İlkin insan görünümünde olabilir; ancak oyunun türüne göre oyunun sonunda bir tanrı, intikam arayan bir hayalet, ya da bir iblis olabilir. Oyun bu ikisi arasında geçer ve her zaman Shitei’nin dönüşümü ile son bulur. Bu dönüşüm yerine göre şaşkınlık ya da korku eşliğinde izlenir. 17. yy’da ortaya çıkan Kabuki (ka=müzik, bu=dans, ki=oyunculuk) türü ile Noh’un bu teması özünde değişmemekle birlikte stilistik bir yaklaşım kazanmıştır.

Kaidan öykü türünün örneklerini günümüz Japon korku sinemasında zaten yeterince görüyoruz (Ring, One Missed Call, Dark Water, Ju-On (Grudge) gibi filmlerde olduğu gibi). Noh ve Kabuki’nin izlerini de sıkça gördüğümüzü söyleyebilirim. Örneğin Takeshi Miike’ın Audition’ı (iki kişi, bir etken ve bir edilgen, insandan iblise dönüşüm – Noh içinde Kyojo Mono denen bir alt tür), Kitamura’nın Aragami’si (samuraya karşı savaş tanrısı Aragami – Noh içinde Kami Mono / Krino Mono denen alt tür).

Ancak örneğin Kwaidan, sinemanın tiyatro ile, dolayısı ile de kültürel formu yansıtmak açısından çok daha başarılı olabilecek, yeterince yaşlı bir sanat biçimiyle ilişkisini yukarıda saydığım örneklere göre elbette çok daha güçlü biçimde ortaya koyuyor. Çünkü film, bizzat japon tiyatrosunda anlatıla gelen o temel öykü örneklerine ve hatta Kabuki tarzı bir stilizasyona dayanıyor. Dört öyküden ilki daha iyi bir gelecek uğruna karısını boşayarak terk eden bir samurayın yıllar sonra pişman olarak terk ettiği evine dönmesini anlatıyor. Eski karısıyla aşk dolu bir gece geçiren samuray ertesi gün yanında yatanın karısının iskeleti olduğunu fark edecek ve bu fark ediş sonsuz bir lanet maskesine bürünmesine neden olacak. Bu öykünün adı siyah saçlar. Japon korku sinemasında sıkça kullanılan uzun siyah saçlar imgesinin ilk uygulamalarından biri, belki de ilki. İkinci öykü, kardan gelen kadın, bu da yine bir kyojo mono öyküsü gibi görünmekle birlikte özünde bir krino mono. Üçüncü öykü de (Kulaksız Hoichi) tipik bir Noh öyküsü ancak diğerlerinden farklı olarak bu bir shura mono ve ilk ikisine göre oldukça huzurlu bir öykü(ölmüş bir savaşçının ruhu bir rahiple konuşarak huzur aramaktadır). Dördüncü öykü (Bir fincan çay) yine bir Kaidan ve bir krino-mono. Ancak özellikle ilk ve en çok da dördüncü öykü, Edgar Allen Poe öykülerini çok fazla anımsatır nitelikteler. Tüm öyküleri için geçerli: set tasarımları MUAZZAM! Filmin tamamen kapalı alanda, sette çekildiğini varsayıyorum. Özellikle ikinci ve üçüncü öykülerde set kurulumunda, renk, dekor seçimlerine müthiş bir stil söz konusu. Bu stilizasyon ustalığı, aynı etkiyi tiyatro sahnesinde yaratmayı hedefleyen Kabuki’nin etkilerini yansıtıyor.

Kamera ve çekim tercihleri de büyüleyici ve hipnotik. Doğrusu, Kobayashi kamerasını bir çekim değil bir gerilim aracı gibi kullanmış. Yılın 1965 olduğu düşünüldüğünde oldukça orijinal ve çarpıcı çekim biçimleriyle karşılaşıyoruz. Kurgu mentalitesi ve çekim açıları, ama özellikle de setin ve ışığın usta kullanımı bu gerilimi hep birlikte yaratıyorlar. Ancak bunu not etmeden geçmek olmaz; bu filmde hissedilen gerilim duygusunun tek sorumluları bunlar değil. Ses; ya da bir başka deyişle sessizlik, bu tekinsiz hisse çok büyük katkıda bulunuyor. Filmde gerçek ses kullanılmamış. Tamamı sonradan, stüdyoda seslendirilmiş. Seslendirmede ise çok çarpıcı bir işe imza atılmış ve görüntüyle örtüşen “ancak onu huzurla tamamlamayan!” bir ses montajı gerçekleştirilmiş. Doğrusu özellikle ses, büyük bir rahatsızlık hissi doğuruyor.

Stilistik anlatımın tavan yaptığı üçüncü öyküde her ne kadar görsel anlamda sarhoş olduysam da öykünün bana çok cazip gelmediğini söylemeliyim. Aynı biçimde ikinci öyküde de sıkıldığım anlar oldu. Ancak bu sıkıntıyı daha çok uzatılmış diyaloglarda yaşadım. Sanırım Noh’dan sinemaya bu doğrudan adaptasyon bazı uzatmalara neden olmuş. Bunun dışında Kwaidan kesinlikle benimle azbuçuk aynı zevki paylaşan her sinemaseverin arşivinde bulunmalı. Reverse engineering faaliyetlerime ilerleyen günlerde daha da hız vereceğim.

Gökhan Toka

Film:9 Puan

Korkutuculuk: 4 Puan

Gerilim: 8 Puan

Kan & Revan: 2 Puan


Gokhan Toka
Gokhan Toka on FacebookGokhan Toka on InstagramGokhan Toka on LinkedinGokhan Toka on TwitterGokhan Toka on Youtube