Rob Zombie’nin Michael Myers Aşkı



Gökhan Toka

Birkaç yıl önce Peter Jackson King Kong filmini yeniden çekerek herkesi şaşırtmıştı. Yüzüklerin Efendisinin efsanevi başarısından sonra, serinin yönetmeninin, istediği her şeyi çekebileceği halde, neden King Kong gibi demode sayılabilecek bir öyküyü çektiğine Jackson’ı bilmeyenler anlam verememişlerdi. Oysa olay çok açıktı. King Kong, Jackson’ın yönetmenliğe başlamasına neden olan “en has” filmi ve öyküsüydü. Bir küçüklük zaafı.

Rob Zombie’nin Halloween’ı ise bize şunu gösteriyor: Rob Zombie’nin zayıf tarafı, zaafı, John Carpenter’ın 1978 tarihli korku klasiği Halloween’dan başkası değil. Ve işin ilginci, Zombie’nin zaaf duyduğu obje filmin kendisi de değil: Zombie’nin zaafı film değil, Halloween’ın kötü karakteri, Michael Myers… Bu zaaf nedeniyle, Rob Zombie çizgisi dışında bir film Halloween…

Filme gidenler, bir korku-gerilim filmi olarak lanse edilen bir filmin, bir gerilim klasiği olan Halloween’ın bu yeniden çekiminin, nasıl olup da korkunun “K” si ve gerilimin “G” sini taşımadığını şaşkınlıkla izleyecekler. Filmi korku ve gerilim türlerinin sıkı izleyicilerine kesinlikle tavsiye edemem. Buna karşılık eğer bir Michael Myers adamı iseniz, bu filmi kaçırmamalısınız.

Rob Zombie’nin yaptığı şey, Michael Myers karakterinin içine girmek ve onun insani yönünü irdelemek olmuş. Myers, 8 filmlik bir seride (tamamen farklı bir konseptte olan serinin 3. filmi season of the witch’i saymazsak 7) ilk defa bir insan olarak incelenmiş. Onu eli kanlı bir katil olmaya iten sebepleri ile… Carpenter’ın orjinal filminde Myers’ın çocukluğu iki dakikalık bir açılış bölümünde, ablasını öldürdüğü bir sekanstan ibarettir. Buna karşılık Zombie’nin yeniden çekiminde anlatının yaklaşık 30 dakikalık ilk bölümü Myers’ın çocukluğunu aktarıyor ve üstelik ilk filmden farklı olarak epey kalabalık bir güruhu da öldürüyor.

Bu çabanın sonuç kısmında iki farklı okuması olabilir:
1. Zombie, artık kabak tadı verebilecek bir yeniden yapımı, Myers’ı insanileştirerek gerçekçi bir zemine çekmek, böylece de korkutuculuğu gerçekçi bir zeminde yeniden inşa etmek istemiştir.
2. Zombie Myers’ı insanileştirerek ve onu katil olmaya iten (kimbilir belki haklı sayılabilecek travmatik sebeplerini) sebepleri irdeleyerek seyirci ve Myers arasındaki yabancılaşmayı ortadan kaldırmıştır.

Bana göre doğru olan, benim algıladığım ikincisi. Myers artık gariban, senin gibi benim gibi bir insan. Myers’ı Myers yapan insanüstü ve engellenemez doğasından geriye birşey bırakılmamıştır.

Bu durumda, aslında bu yabancılaşma hissi dolayısı ile daha çok üst düzey bir gerilim filmi olan 1978 tarihli ilk Halloween’ın bu yeniden yapımı, NE gerilim içermektedir NE de korku. Öyküyü tüm hatları ile baştan sona biliyor oluşumuz zaten başlı başına gerilimi indirgeyen bir faktörken, bir de işin içine bu insani ve insanın neredeyse yanaklarını sıkmak isteyeceği Myers faktörü girince film tamamen gerilim hissinden arınıyor. O vur vur ölmeyen, “allah mısın be!” diye düşündüren allahın cezası, yedibela Myers gitmiş yerine kötü yola düşmüş, harcanmış bir genç gelmiş.

Başta dediğimi sonda bir kez daha tekrar edeyim: Korku-gerilim sevenler için değil, ama Myers sevenler için, ha bir de DRAM sevenler için, mutlaka görülmesi gereken bir film.

Anlatım açısından buna benzer, katilini insanileştiren ve katilinin tarafını tutturan bir film daha var: “Silent Night, Deadly Night“. Şunu seven bunu sever forumuna da yazayım…

Gokhan Toka
Gokhan Toka on FacebookGokhan Toka on InstagramGokhan Toka on LinkedinGokhan Toka on TwitterGokhan Toka on Youtube