the doll master

Yönetmen: Yong-ki Jeong
Senaryo: Yong-ki Jeong
Oyuncular: Yu-mi Kim, Eun-kyeong Lim
Yapım Yılı: 2004
Ülke: Güney Kore


Konu: Ormanın ortasındaki bir oyuncak bebek müzesine 5 yabancının gelişi ile filmimiz başlar. Birbirini tanımayan bu 5 kişi, müzenin sahipleri tarafından özel bir davet almışlardır. Heykeltraş, yazar, fotoğrafçı ve modellerden oluşan ekipten hafta sonu boyunca müzede çalışmaları istenir. Hiç kimsenin aklına gelmeyen soru ise, bir oyuncak bebek müzesinin bütün insanlıktan uzakta, ormanın ortasında ne aradığıdır. Hele ki mankenlerin ve oyuncakların kimse bakmazken kıpırdadığı, mahzeninde zincirli bir adamın olduğu, bahçesinde içlerinden yalnızca birine görünen kırmızılı küçük bir kızın dolandığı bu acaip müzenin… Çok geçmeden bu beş kişi ortak bir noktaları olduğunu fark edecektir. Hepsinin aile kökleri müzenin yakınlarındaki terk edilmiş bir kasabaya dayanmaktadır.

The Doll Master, 2004 yapımı bir film olmasına rağmen daha çok 80ler’in korku filmlerini anımsatan bir tarzı var. Belki de bu durum filmin konu olarak, yine manken ve oyuncakların ormandaki müzelerde gençlere dehşet saçtığı 1987 yapımı Dolls, ya da 1979 yapımı Tourist Trap filmlerinin bir kopyası olmasından kaynaklanıyor. Doll Master filmini, bu iki filmin “Kore malı” uyarlaması olarak düşünebilirsiniz. Tabi, bir korku filmi Kore malı olunca ne oluyor? İçine intikamcı hayalet figürü, bitmeyen bir lanetin öyküsü ve duygusallık öğeleri katılıyor. İşte Doll Master’ın, Tourist Trap veya Dolls’dan farkları özetle bunlar. Mankenleri her zaman ürkütücü bulmuşumdur. Kore yapımı Doll Master mankenlerin hali hazırdaki ürkünçlüklerine Kore soslu siyah saçlı bir hayalet kıpırtısı da kattığı için ilgiyi hakkeden bir film. Kimi zaman duygusallık öğeleri ve oyuncularının abartılı performansları filmi gülünç yapsa da, özellikle tuvalet sahnesi gibi bazı sahneleri 80’ler korku sinemasına yaraşır etkileyecilikte.




29 şubat

Yönetmen: Jong-hoon Jung
Senaryo: Il-han Yoo
Oyuncular: Eun-jin Baek, Yoon-jeong Choi, Ho Im
Yapım Yılı: 2006
Ülke: Güney Kore


Konu: Ji-yeon otoyol gişelerinde çalışan bir gişe memurudur. Gece mesaisi yaptığı sırada yanaşan siyah bir arabadan kanlı bir bilet alır. Ji-yeon arabanın şöförünü tam olarak göremez. Ertesi gün haberlerde otoyol gişelerinden birinde cinayet işlendiğini ve gişe memurunun öldürüldüğünü öğrenir. Olayı araştıran polisler Ji-yeon ile temasa geçerler. Görünüşe göre kanlı bileti veren aracın sahibi bu cinayetin bir numaralı şüphelisidir. Ji-yeon beraber çalıştıkları iş arkadaşının anlattığı şehir efsanesini dinlediğinde iyiden iyiye endişeye kapılır. Arkadaşının anlattığına göre 12 yıl önce gişelerin yakınında trajik bir kaza olmuş, mahkumları taşıyan bir araçta çıkan yangın sonucu araçtaki mahkumlar yanarak ölmüştür. Bu mahkumlardan birinin bedeni ise hiç bulunamamıştır. Efsaneye göre bu mahkumun hayaleti 4 yılda bir, her 29 Şubatta, cinayetler işlemektedir. Ji-yeon gizemli ve yüzü yanmış bir kadının kendisini takip ettiğini görür ve polislerden yardım ister. Ona göre, cinayetleri işleyen bu kadındır ve şimdi de onun peşindedir. Polisler Ji-yeon’un hikayesine inanmazlar, ancak cinayetler devam etmektedir ve Ji-yeon tehlikededir.

29 Şubat, Asya sinemasının alışık olduğumuz hayalet öykülerinden farklı bir film. 4 Horror Tales (4 Korku Öyküsü) projesinin 4 filminden biri olan 29 Şubat’ın intikamcı, sırma siyah saçlı hayalet figürünün etrafında örülü çok katmanlı bir öyküsü var. Hayalet öyküsüne ek olarak, aynı zamanda hem bir seri katil filmi, hem de bir gerilim filmi. Bir “şehir efsanesinin” etrafında geliştirilmiş gerilim öğelerinin çok iyi kullanıldığını, ve oldukça da korkutucu bir film olduğunu belirtelim. Hem sıkı bir gerilim filmi izleyeyim, hem de korkayım diyorsanız bu film tam sizlik.




Yönetmen: Shion Sono
Senaryo: Shion Sono
Oyuncular: Chiaki Kuriyama, Megumi Satô, Tsugumi
Yapım Yılı: 2007
Ülke: Japonya


Konu: Yuko işini en az Sünger Bob kadar ciddiye alan bir kuaför çırağıdır. Ev arkadaşı Yuki ile birlikte konu komşu bu isim karışıklığına ne der aldırmadan aynı evde yaşarlar. Yuko’nun hayırsız ablası bir gece küçük kızı Mami’yi teyzesinin evine bırakarak pavyonlarda uzun süreli staj yapmaya gider. Ev ahalisi şimdi üç kişi olmuştur. Yuko bir yandan da kalfalık sınavlarına hazırlanmakta, gündüzleri kuaför salonunda faraşla saç süpürmekte, geceleri de evinde cansız mankenlerin peruklarını keserek pratik yapmaktadır.

Liman gümrüğündeki gümrük memurları rutin bir kontrol sırasında tıka basa insan saçıyla dolu bir konteyner bulurlar. Saç öbeğinin ortasında bir kadın cesedi de bulunur. Otopsi sırasında kadının iç organlarının, gözlerinin çıkarılmış olduğu görülür. Belli ki bu kadın organ mafyası tarafından organları için öldürülmüştür. Ancak kadının cesedinde açılan her yarıktan ilginç şekilde “saç” fışkırmaktadır.

Morg görevlisi Yamazaki kadının cesedini kaçırarak evine getirir. Yamazaki “saç” fetişisti, hasta ruhlu bir adamdır. Kadının cesedinin saçlarını keser, ancak cesedin saçları kesildikçe uzamakta, ağzından, gözlerinden bile saç fışkırmaktadır. Yamazaki cesedin saçlarını civardaki kuaförlere postiş, saç eki olarak satmaya karar verir. Bu arada Yuko’nun çalıştığı kuaföre de uğrayacaktır. Öldürülen kadının intikam peşindeki ruhu saçlarında yaşamaktadır. Postiş taktıran herkes saçlar tarafından öldürülür. Bakalım Yuko ve ahalisi postişlerin dehşetinden nasıl kurtulacaktır?

Shion Sono sevdiğim Japonlardan biri. 2001’deki Suicide Club‘ından beri severek takip ediyorum. Çok şahsına munhasır filmler yapıyor. Ekesute de yine çok ilginç, farklı, çarpıcı filmlerinden bir tanesi. 1993 yapımı Body Bags‘deki John Carpenter segmenti “Hair” filminden beri saçların dehşeti üzerine izlediğim ilk film. Oysa ki Japon korku sinemasında her zaman için “saçın” bilinçaltı bir ürkünçlük değeri var. Halka’nın Samara’sı, Garez’in hayaleti ve diğerleri: Neredeyse tüm j-horror türü örneklerinde o simsiyah, o sırma, o uzun saçlar dehşet ve korkunun görünen yüzünü oluştururlar. Bu filmde Shion Sono korku objesini bizzat saçın kendisi yapmış.

Cansız nesnelerin saldığı dehşet her zaman için akılda kalıcı kült filmlerin ortaya çıkmasına neden olur. Cansız mankenleri Tourist Trap‘te, oyuncakları Child’s Play veya Dolls’da, katil arabayı Christine’de, hatta katil araba lastiğini Rubber‘da, hatta ve hatta dalından yeni koparılmış katil domatesleri Attack of The Killer Tomatoes’da, katil kardanadamı Jack Frost’da, katil çöreği Gingerdead Man’de aklınıza getirin (bu liste daha uzaar gideer). Ekesute’deki katil postişler de bu kült zincire eklenen başka bir akılda kalıcı parça oluyor.

Ekesute’yi tema olarak tek bir sınıfa sokabilmek mümkün değil. Film, bir hayalet öyküsü ile (intikamcı ızdırap içindeki ruh) bir yaratık öyküsünün (öldüren saçlar) kesişimi üzerine kurulu.

Filmdeki bazı planların mükemmelliğinden de ayrıca bahsetmek isterim. Mami’nin annesi tarafından dolaba kapatıldığı, ve sonrasında saçların odadakilere saldırdığı sahne gerçekten bir harika.




Lanetli Ruhlar

Yönetmen:Ataru Oikawa
Senaryo:Ataru Oikawa, Kei Oishi, Takamasa Sato
Oyuncular:Noriko Nakagoshi, Arata Furuta
Yapım Yılı: 2007
Ülke: Japonya


Konu: Bazı TV kanallarında Garez’in yönetmeninden diye sunulan bu filmin Garez’le aslında bağı yok. Konu neredeyse birebir aynı olduğu için zannedersem böyle bir yakıştırma yapılmış. Mariko’nun gayet neşeli bir bayan olan kız kardeşi, arkadaşlarıyla parti yaptığı bir sırada birden dellenerek kendini 1303 nolu apartman dairesinin balkonundan aşağı atmıştır. Mariko bu intiharın ardındaki sırrı çözmek için 1303 nolu daireye taşınır. Garez’in iş yaptığını gören bir takım Japon, bunun apartman dairesindeki versiyonunu yapalım demiş olabilirler. Yönetmen Atoru Oikawa aslında Tomie serisinin ilk filminin yönetmenidir. Filmin başlangıçtak gerilimi iyi olsa da daha sonra, köşe bucak bilinen öykü ve sonlara doğru da iyice anlamsızlaşan ve darmaduman olan korku unsuru nedeniyle güdük bir filme dönüşüyor. Bu filmin vizyona sürülmesinin altında da bazı dağıtımcı firmaların Garezin başarısı üzerinden prim elde etme ve bilerek ve isteyerek film ve Garez arasında ilişki söylentisi yaymak üzerinde izah edilebilecek bazı komplovari finansal nedenler yatıyor olabilir. Çünkü bu film aslında doğrudan videoya çekilmiş, vizyona girmesi amacıyla çekilmemiş düşük bütçeli bir yapım.

Gökhan Toka










Öldüren Ses

Yönetmen:Eric Valette
Senaryo:Andrew Klavan (senaryo), Yasushi Akimoto (roman)
Oyuncular:Shannyn Sossamon, Edward Burns, Ana Claudia Talancón
Yapım Yılı: 2008
Ülke: ABD, Japonya, Almanya


Konu: 2003 yapımı Takashi Miike imzalı Chakushin Ari’nin yeniden çekimi. Bir grup üniversiteli arkadaş sırayla gelecekten gelen ve kendileri tarafından gönderilmiş sesli mesajlar almaya başlarlar. Bu mesajlarda gençler, tam ölüm anlarında söyledikleri son sözlerini işitmektedirler. Gençler ölüm saatlerini an ve an bilmekle birlikte kötü kaderlerinden kurtulabilmek için çok fazla şey yapamazlar. Takashi Miike ilk filmi şanına yaraşır biçimde çok iyi kotardığından dolayı bu yeniden yapımın karşılaştırma gücü daha henüz sıfır anındayken bile oldukça düşük. İzlemeye başladığınızda ise, hele bir de ilk filmi izlediyseniz gerçekten önemli miktarda bir zaman kaybı duygusuna kapılıyorsunuz. Senaryonun değiştirilen bölümleri hiçbir amaca hizmet etmiyor ve orjinal filmden senaryo anlamında bile geriye düşülüyor. Zaten japonlar Chakushin Ari’nin iki devamını daha çektiler ve bu filmlerin tamamı ülkemizde de vizyona girdi. Bu amerikan yeniden yapımını izlemenin orjinal filmleri izleyen korku severler için hiçbir anlamı yok. Amerikalılar yabancı dilde film izlemeyi sevmedikleri için bu yapımın amerika’da piyasaya sürülmesinin anlamı olabilir ama bizde neden vizyonda olduğu konusunda hiçbir fikrim yok.

Gökhan Toka