dark skies

Yönetmen: Scott Stewart
Senaryo: Scott Stewart
Oyuncular: Keri Russell, Josh Hamilton, Dakota Goyo
Yapım Yılı: 2013
Ülke: ABD


Konu: Barret ailesi, ufak tefek sorunlara karşılık, banliyödeki evlerinde huzurlu bir yaşam sürmektedir. Ta ki, bilinmeyen bir güç onlara musallat olana kadar. Önce evin dış kapısını geceleri açık bulmaya başlarlar. Buzdolabında ne varsa yerlere saçılmıştır. Faredir, ayıdır diye olayı geçiştirirler. Sonraki gün mutfaktaki eşyalar tuhaf biçimde yer değiştirince alarm sistemi taktırmaya karar verilir. Ertesi gün, alarm kurulu olmasına rağmen aile fotoğraflarının gece çalınmış olduğunu görürler. Polis de onlara yardımcı olmaz, zira polise göre bu işi ancak ve ancak ailenin haşarı çocukları yapmış olabilir. Çocuklarının geceleri yürüdüğünü ve sonrasında birşey hatırlamadığını fark edince polise hak verir gibi olurlar. Ancak bu bilinç kayıpları gündüze de sarkınca, ve dahası sadece çocuklar değil, kendileri de burun kanamalı bazı bilinç kayıpları yaşamaya başlayınca işin içinde başka bir iş olduğunu anlarlar. Gizli bir güç aileye musallat olmuştur. Eve kamera sistemi taktırıp ne olup bittiğini anlamaya karar verirler. Ve işler Paranormal Activity benzeri bir hal alır…

Dark Skies bir açıdan ilginç, bir diğer açıdan ise sıkıcı bir film. İlginç olması, Paranormal Aktivite ekolü bir film olmasına rağmen aynı zamanda bir bilim kurgu olması. Yani aileye musallat olan gizemli ve uğursuz güç, benzer filmlerin aksine kötü bir ruh değil, düpedüz uzaylılar. Sıkıcı olmasının sebebi ise öykünün işleniş biçimi. Film “Paranormal Aktivite” filmlerine farklı bir yaklaşım getirmeye çalışırken diğer yandan hem o filmlerin formülünü bir noktaya dek birebir uyguluyor, hem de tam farklı olmaya başladığı yerde (gizemli güçün uzaylılar olduğundan şüphelenildiği nokta) çok fazla detaya girerek izleyiciye düşüneceği bir nokta, filmi sürükleyebilecek bir gizem unsuru bırakmıyor.

Yönetmen Scott Stewart’ın bundan önceki iki filmi, aynı zamanda son yılların en büyük gişe fiyaskolarından da ikisi: Legion ve Priest. Aksiyon dolu bu iki filmin aksine, bu filmde çok daha sakin sularda seyrediyor. Ancak bu farklı denemesinde de birşeyler eksik kalmış gibi görünüyor.

Temalar arası, ortaya karışık durumu nedeniyle, bu filmi esansı az bir bilim kurgu – yaratık filminden çok yarım kalmış bir hayalet öyküsü olarak sınıflandırmak belki de daha doğru.

Öte yandan, bu film de dahil, son izlediğim birkaç korku filminde çok benzer biçimde, başlı başına bir korku unsuru olarak “ipoteği – banka kredisini ödeyememek” korkusuna rastlıyorum. İşte borç ekonomisinin insanlığı getirdiği nokta! Sanırım korku kelimesinin olası anlamları da günümüzde herşey gibi giderek şekil değiştiriyor. Bu filmde, fantasmdan çıkıp olağanın seviyesinde boy veren bu post-modern korku daha alt bir yüzeydeydi. Ancak bu filmden önce izlediğim Tayland yapımı “Laddaland”‘de filmi sürükleyen korku faktörü düpedüz “banka kredisini ödeyememek” korkusuydu ki, o film ayrı bir yorumu salt bu nedenle hakkediyor…




grabbers

Yönetmen: Jon Wright
Senaryo: Kevin Lehane
Oyuncular: Richard Coyle, Ruth Bradley, Russell Tovey
Yapım Yılı: 2012
Ülke: İrlanda, İngiltere


Konu: İrlanda ana karası açıklarındaki küçük bir adanın yakınlarına meteor düşer. Meteor, tehlikeli bir uzaylı organizmayı da beraberinde getirmiştir. Kanla beslenen ahtapot benzeri yaratıklar hızla ürerler. Adadaki kasabanın halkı ise yaratıklardan haberdar değildir. Kasaba sakinleri birer ikişer kaybolmaya başladığında olayı araştırma görevi kasabanın hepi topu iki kişilik polis ekibine düşer. Polislerden biri kıdemli, bezgin ve aynı zamanda alkolik polis memuru O’Shea, diğeri ise adaya henüz yeni atanmış olan çiçeği burnunda polis memuru, heyecanlı Lisa’dır. Silah bile taşımayan, biri alkolik diğeri çömez bu iki polis için kanla beslenen dev uzaylı ahtapotları tutuklamak biraz zor bir görev gibi görünmektedir. Tesadüf eseri uzaylıların alkolden hoşlanmadığını fark ettiklerinde elleri biraz güçlenir. Ne de olsa içmek İrlandalıların ata sporu, bira ve viski de milli içecekleridir. Milli içeceği ayran olan uluslara kıyasla uzaylı istilasına karşı koyma şanslarının daha yüksek olduğunu anlayan polisler, deli gibi sarhoş olup, adadaki herkesi de zom ederek direnişe başlarlar.




Yönetmen: Harry Bromley Davenport
Senaryo: Harry Bromley Davenport , Michel Parry, Iain Cassie, Robert Smith
Oyuncular: Philip Sayer, Bernice Stegers, Simon Nash
Yapım Yılı: 1983
Ülke: İngiltere


Konu: Bazı mükemmel ötesi korku filmleri nasıl bu kadar az biliniyor, şaşırtıcı doğrusu. 1983 yapımı Xtro’yu örneğin kaç kişi izlemiştir veya biliyordur? Bugün artık 30 yaşında olan, bir dönem ünlü “video nasty” listesine de girmiş, bu kayıp kült filmden kısaca bahsedelim.

Küçük Tony’nin babası 3 yıl önce evlerini terk ederek Tony ve annesini bir başlarına bırakmıştır. Geçen 3 yılda da kendisinden haber alınamamıştır. Ama Tony’nin bu olay hakkındaki yorumu farklıdır. Tony babasının 3 yıl önce uzaylılar tarafından kaçırıldığını idda etmektedir.

Şehir dışındaki ormanlık bir araziye bir uzay gemisi iner ve bir yaratık bırakır. Yaratık birkaç kişiyi öldürdükten ve bir kadını ağzından dölledikten sonra erir. Hamile bırakılan kadının cesedinden Tony’nin babası doğacaktır. Tony’nin babası Sam, Tony’nin ve eski karısı Rachel’in peşlerine düşer. Ailesini bulduğunda şaşırtıcı ve Tony açısından sevinçli bir karşılaşma olur. Ne var ki Tony’nin babası çok değişmiştir. Sam çocuğun yılanının yumurtaları ile beslenmektedir ve bazı zihinsel güçlere sahiptir. Adam uğursuz güçlerini oğluna da aktarır ve ailenin etrafındaki konu komşu tuhaf biçimlerde ölürken, durum evin hanımı Rachel için giderek içinden çıkılmaz bir hal alır.

Xtro çok sıradışı, çok tuhaf bir film. Bilim kurgu-korku’dan, aile korkusuna, deformasyon korkusundan, şeytani çocuk temasına kadar birçok korku türü ve temasının harmanlandığı, son derece sürreal bir iş. Düşük bütçeli bir B film, bir video filmi olmasına rağmen, çekildiği yıla rağmen, plastik efektleriyle de oldukça başarılı ve yenilikçi. Yaratığın kadını ağzından döllediği sahneye kadar düz bir öykü çizgisinde akar gibi görünen ve E.T. ile Alien gibi birbirine zıt filmlerin bir ortalaması olacak gibi ilerleyen film, o noktadan sonra sürreal bir kozmik patlamaya, bir delilik sirkine dönüşüyor. Tony’nin babası Sam’in kadının rahmini parçalayarak kadının içinden çıkışı (Takashi Miike’nin Gozu filmindekine benzer bir doğum sahnesi bu) ile birlikte öykünün tüm tahmin edilebilirliği kayboluyor ve bu yeniden doğumdan sonra kendimizi bir bilinmezde buluyoruz. Bu gerçekten Tony’nin babası mı, öyleyse neden yılan yumurtası yiyor, Tony neden kan işiyor, evin içindeki bu puma ve bu palyaço nereden çıktılar?

Sanki normal bir bilim kurgu korku olması gerekirken bir anda kafası güzel bazı yazarların olaya dahil olması ile birlikte endişe verici bir absürdükler tiyatrosuna dönüşmüş gibi duruyor Xtro. Tıpkı Miike’in Gozu’sunda normal bir yakuza öyküsünün bilinen en garip öykülerden birine dönüşmesi gibi, bu filmde de normal görünen bir bilim kurgu öyküsü, gelmiş geçmiş en anormal, en akılda kalıcı korku filmlerinden birine dönüşüyor. Normal ve ayık bir kafadan böyle bir senaryo çıkması imkansız. 1983 yapımı Xtro şimdiye kadar çekilmiş en acaip, en garip filmlerden biri.

Bu filmin aynı yönetmen tarafından çekilmiş iki devam filmi de var ama onları izlemeye gerek yok. Bu filmin hatrına çalıştımsa da sıkıntıdan sonlarına kadar izlemeyi başaramadığım sıradan filmler.




Yönetmen: Joseph J. Lawson
Senaryo: Paul Bales
Oyuncular: Dominique Swain, Jake Busey, Joshua Michael Allen
Yapım Yılı: 2012
Ülke: ABD


Konu: Antartika’ya gelen bir bilimsel araştırma ekibi buzların altında yabancı ve uğursuz birşeyle karşılaşır. Bu durumda şimdiye kadar izlediğimiz filmlerden yola çıkarsak iki seçenek var: 1. Alien ve Predator’ı iş üstünde yakalarlar 2. The Thing’deki yaratık gelip bunları iş üstünde yakalar.

Ne yazık ki bu iki seçenek de doğru değil, ama keşke olsaydı. Çünkü bu bilim insanlarının Antartika’da buzlar altında bulduğu yabancı ve uğursuz şey, korku sinemasının en tırt konularından biri olan Nazi zombileri malesef. Ne diyelim, her bilimadamı aynı ölçüde başarılı buluşlar yapamıyor. Mukadderat…

Gelelim Nazi zombilerinin dünyada başka yer kalmamış gibi Antartika’da, buzların altında ne işlerinin olduğu konusuna. Efendim, elbette ki Nazi zombileri bu lokasyonu dünyayı ele geçirme planlarını olgunlaştıracakları sote bir yer olduğu için seçmişler. Naziler 70 yıl boyunca gizlendikleri bu bölgede zombilik sanatında ustalaşmakla kalmamış, aynı zamanda ileri bir medeniyet düzeyine de ulaşmış, bilim ve teknolojide çağ atlamışlar. Uçan daire falan yapmışlar mesela. Tıpta da ilerlemişler, çürüyen zombi organlarını Antartika’nın masum halkından (hangi halksa artık o) aldıkları parçalarla değiştirerek yeniledikleri olağanüstü bir organ nakli uzmanlığına ulaşmışlar. Bitti mi, bitmedi. Hitler öldü sanıyordunuz değil mi? Ama aslında ölmemiş. Hitler’in kafasını bir golyata takarak dünyanın en acaip, en kitch androidini yapmışlar. Robotik kollarını hararetle sallaya sallaya bir “Heil!” deyişi, bir zombi kitlelere hitap edişi var ki aklınız durur, transa geçersiniz.

Nazis at The Centre of The Earth, ne ilk ne de son Nazi zombi filmi. Ama size temin ederim, bu en kötülerinden, en komiklerinden bir tanesi. Oyunculukların ve efektlerin kötülüğü üzerine diyalogların rezilliği de eklenince iş iyice berbat hale geliyor. Filmi sonuna kadar izlemeyi diyelim ki başardınız, Hitler kafalı o haşarı robotçuğu gördüğünüz anda inanın bana, hayatınızda neşe tomurcukları açacak. Filmi o ana kadar izlerken çektiğiniz bütün ızdırap, dahası metrobüste çektiğiniz işkence, üstüne şirketteki lavuğun bozduğu sinirleriniz, artı siyasilerin abuk demeçlerinin yarattığı depresyon; bunların hepsi böyle tel tel çözülüp açılacak, kuş gibi rahatlayacaksınız. Ve gülecek, doyasıya güleceksiniz…

Not: Korku sineması bu nazi zombi olayından vaz geçmeyecek gibi görünüyor. İyisi mi ben de nazi zombileri diye bir etiket yaratayım. Korkufilmleri.net’de yayınlanmış diğer ZOMBİ NAZİLİ filmlere de buradan bakabilirsiniz.




Yönetmen: Bruce D. Clark
Senaryo: Marc Siegler, Bruce D. Clark
Oyuncular: Edward Albert, Erin Moran, Robert Englund, Sid Haig
Yapım Yılı: 1981
Ülke: ABD


Konu: Kurtarma görevindeyken yabancı ve uzak bir gezegene inen bir uzay gemisi ekibi, burada bilinmeyen ileri bir uygarlığın kalıntıları ile karşılaşır. Eski bir kentin kalıntılaları sandıkları bu yapılar aslında devasa bir eğitim oyuncağının parçalarından başka birşey değildir. Oyuncak, içine girenlerin en derin korkularını gerçeğe dönüştürmektedir. Onu başarıyla bitirenler, korkunun ve onun efendisi olurlar. Bitiremeyenler mefta…

1980’lerin en unutulmuş, en derinde kalmış bilim kurgu korkularından bir tanesidir Galaxy of Terror. Türün ve B sinemasının efsanevi kült yönetmen ve yapımcısı Roger Corman‘ın geç döneminde yapımcı olarak el attığı, dikkat çekici işlerinden biri. Film 700.000 $ gibi mütevazi bir bütçeyle çekilmiş olmasına rağmen bir 80ler filmi olarak düşünüldüğünde, fantastik set kurgusuna rağmen pek falso vermez. Avatar, Titanik, Terminatör filmlerinin yönetmeni James Cameron‘u kim tanımaz? İşte dev bütçeli Holywood yapımlarının aranan yönetmeni James Cameron ilk sınavlarından birini bu filmde yapım tasarımcısı olarak vermiştir. Hatta denilen odur ki, hareket eden kıpır kıpır vıcık vıcık kurtçuk ve larvalara ihtiyaç duyulan bir sahnede, kurtçuklara alttan elektrik vererek bu işi üç kuruşa halletmiş, ve düşük bütçenin kralı Roger Corman’ın gözüne de böylece girmiştir.

Filmde daha başka kimler yoktur ki: Robert Englund (Freddy Kreuger: Elm Sokağında Kabus Serisi), Sid Haig (Rob Zombie’nin House of Dead serisi) gibi korku sineması starları beyazperdedeki ilk performanslarından bazılarını bu filmde sergilediler. Ünlü oyuncu Bill Paxton oyuncu olmadan önce bu filmde set tasarımı yaptı.

Film pek çok ilginç ölüm sahnesi ile de ünlüdür. Dameia karakterinin dev bir larvanın tecavüzüne uğradığı sahne bunların başında gelir.

Film 1981’de piyasaya çıktığında Alien çakması olarak eleştirildi. Oysa Galaxy of Terror Alien’la pek alakası olmayan, Roger Corman’ın çoğu işi gibi orjinal bir fikirdi. Filmi daha çok Solaris veya Event Horizon gibi, kahramanların kişisel korkularının gerçek olduğu çok karakterli (Event Horizon gibi) bir korku tüneli anlatısı olarak düşünmek lazım. Ama tam tersine, bu filmde tasarımcı olarak çalışan James Cameron 5 yıl sonra 1986’da Aliens (Alien 2) ı yazıp çektiğinde Galaxy of Terror’un yabancı gezegene kurtarma misyonuyla inen ekibine refere etmiş olabilir tabi, bilemeyiz.

Günümüzde konu sıkıntısına girmiş olan Amerikan sinemasının birçok eski filmi, eski korku filmlerini yeniden ele aldıklarını görüyoruz. Galaxy of Terror henüz bu furyada ziyaret edilmemiş olan bir kaynak. Büyük bütçeli bir yeniden çekimle başarılı ve uzun soluklu bir seri bile ortaya çıkarılabilir. Hellraiser gibi. Puzzle’ı yenen korkunun efendisi olarak lanetleniyor ve puzzle’ın bekçisi oluyor, sonsuza veya başka biri puzzle’ı yenene dek. Yenemezsen de ölüyorsun zaten. Bence güzel konu. Bakalım ne zaman birilerinin aklına gelecek.

Bu filme vaktiyle dikkatimi çeken Trakyalı takipçimize de ayrıca teşekkür ederim.