mezarına tüküreceğim

Yönetmen: Steven R. Monroe
Senaryo: Meir Zarchi (1978 senaryosu), Stuart Morse
Oyuncular: Sarah Butler, Jeff Branson and Andrew Howard
Yapım Yılı: 2010
Ülke: ABD


Konu: 1978 yapımı Day of The Woman (I Spit on Your Grave) filminin 2010 yapımı bu tekrar çekimi, ülkemizde gecikmeli vizyona giren yapımlar arasına katılmış görünüyor. Orjinali, “İntikam Filmi” deyince (Wes Craven’in “Last House on The Left”‘i ile birlikte) akla gelen şok sinemasının ilk örneklerinden biri olduğundan, türün die-hard takipçilerine konusundan bahsetmeye ne derece gerek var bilemiyorum. Yine de diğerleri için çok çok kısaca şöyle aktarabiliriz:

Kadın başına ormanın ortasındaki bir kulubeye roman yazma amacıyla gelen genç bir yazar, yerel ve azgın erkeklerin şiddetine ve toplu tecavüzüne maruz kalır. Sonrasında inceden kafayı yiyen kadın yazar, saldırganlarının hepsini teker teker öldürecek ve mezarlarına tükürecektir. (Mecazi anlamda bir tükürme söz konusu. Öyle bir alışveriş bir fiş gibi, bir öldürme bir tükürme beklerseniz filmin sonunda hayal kırıklığına kapılabilirsiniz)

Orjinal filmi izleyeli çok zaman olduğundan, içim içimi yese de “Ah bu filmin orjinali ne güzeldi, Holywood yine bir filmi piç etmiş” diye klasik bir elitist serzenişi yapamıyorum. Konu olabildiğince basit ve çiğ bir intikam öyküsü olduğundan, ve orjinal konunun çok dışına çıkılmadığından, bu modern versiyonun izleyiciye önerdiği (tüm yakın zaman yeniden çekimlerinde olduğu gibi) daha iyi efektler, daha çok kan. Bir de tabi TESTERE farkı. Korku sinemasında modern dönemde üretilen işlerin birçoğunun üstüne, patates baskı misali patır patır para basan TESTERE’nin yeşil dolar kokan gölgesinin vurduğu bir gerçek. Korku sinemasını gelecekte araştırmacılar masaya yatırdıklarında herhalde T.Ö. (Testere Öncesi) ve T.S. (Trabzonspor) diyerek ikiye ayıracaklar.

Bu filmimiz de T.S. bir yapım olduğundan Testere’den bir miktar etkilenme söz konusu. Kadınımız intikam yolunda ilerlerken, hangi lojistik destek ve mekanik bilgi dağarcığının sonucunda elde ettiğini algılayamadığım bazı sofistike düzenekler kurarak intikam almayı tercih ediyor. Baltayı, keseri kapıp Allah ne verdiyse kaş göz girişmek yerine intikam makinaları kuruluyor, asitler, kimyasal maddeler ediniliyor, patlangaçlı bilimsel düzenekler inşa ediliyor. Burdan çıkaracağımız sonuç: Maruz kalınan travmatik bir eylem sonucunda beyinde harekete geçen trigger kayışı intikam duygusunu alevlerken beraberinde en son ortaokulda gördüğümüz fen bilgisi müfredatını yeniden yüzeye çıkarabilir. (Kadın yazar olduğuna göre Edebiyat mezunu olmalı) İyi seyirler.




testere 7

Yönetmen:Kevin Greutert
Senaryo:Patrick Melton, Marcus Dunstan
Oyuncular:Tobin Bell, Costas Mandylor, Sean Patrick Flanery
Yapım Yılı: 2010
Ülke: ABD, Kanada


Konu: Efsanevi Testere serisinin bu son filminde Dedektif Hoffman kendisine tuzak kurmuş olan Jill’den intikam almaya çalışacaktır. Hoffman’ın polis korumasında olan Jill’e ulaşmak için tuzaklarını kurması ve polisleri yanıltması gerekir. Diğer yandan Jigsaw’un tuzaklarından sağ kurtulduğunu idda eden Bobby Dagen (Sean Patrick Flanery) yazdığı “Testereyi Yenmek” adlı kitap, katıldığı TV şovları ve kurduğu grup ile Testere efsanesini kötüye kullanmaktadır. Jigsaw’un Dagen ile de görülecek bir hesabı vardır.

Serinin üç boyutlu bu kapanış filminde önceki filmlerde olmadığı kadar çok tuzak ve bol kan izleyicileri bekliyor. Üç boyutun çok işlevsel olmadığını düşündüğümüz bu filmin, önceki Testere filmlerinde açık kalmış noktaları kapayış biçiminden Testere meraklılarının memnun olup olmayacağından emin değilim. Önceki filmleri izlediyseniz ve Testere hayranıysanız serinin bu son filmini de mutlaka görmelisiniz.




thelasthouseontheleft

Yönetmen:Dennis Iliadis
Senaryo:Adam Alleca, Carl Ellsworth, Wes Craven
Oyuncular:Garret Dillahunt, Sara Paxton, Monica Potter, Tony Goldwyn, Spencer Treat Clark
Yapım Yılı: 2009
Ülke: ABD


Konu: 17 yaşında, hayatın baharında genç bir arkadaşımız olan Emma ve ailesi, tatillerini geçirmek üzere, ormanın ortasında, gölün kıyısındaki evlerine gider. Küçük kasabada hayat sıkıcı olduğundan Emma arkadaşı Paige ile takılmaya karar verir. Birlikte dinelen iki genç kız, kasabanın dükkanında kanlı paralarla alışveriş yapan sessiz yeniyetme oğlan Justin’le tanışırlar, ama paralara dikkat etmezler. Justin’de uyuşturucu olduğunu öğrenen kızlar onun mekanına gitmeye karar verirler. Bir süre de burada dinelen kızların rahatı, Justin’in ailesinin (babası Krug, amcası ve babasının sevgilisi) eve teşrif etmesiyle bozulur. Justin’in ailesi alenen psikopattır, katildir. Kızları ormana götürüp burada türlü işkenceler yapan ve ölmeye terk eden psikopat aile, fırtına patlak verince yakınlardaki eve sığınmak zorunda kalır. Ne var ki bu ev Emma’nın ailesinin evidir. Aile önce Türk misafirperverliği ile kazazede aileyi konuk eder. Bir yandan da merakla kızlarının eve gelmesini bekleyen zavallılar, evlerine buyur ettikleri kişilerin aslında kızlarına etmediğini bırakmamış psikopatlar olduğunu öğrendiklerinde, “psikopat” kelimesi anlam değiştirecektir.

Korku Filmleri Yorumu: Ne yalan söyleyeyim, bu yeniden yapım furyası patlak verdiğinden beri çok eğleniyorum. Wes Cravenin 1972 yapımı ilk filminin bir yeniden çekimi söz konusu bu kez de. Film son dönemlerde korku sinemasında sıkça gördüğümüz, 1970 ve 1980 korku filmlerinin yeniden çekimlerinde genelde olduğu üzere oldukça eğlenceli (uzakdoğu filmlerinin yeniden çekimlerinin ise genelde bana göre oldukça sıkıcı olduğunu itiraf etmeliyim).

Bu eğlence durumu zannedersem, konuyu izleyicinin zaten bildiğini varsayan yönetmen, senarist ve yapımcıların, konuyu tamamen anlatmak yerine kanlı ve canlı ufak tefek detaylara daha fazla takılabilmelerine önayak oluyor. Burada da işte uzakdoğu filmlerinin yeniden yapımları ile 70-80 Amerikan korkularının yeniden yapımları arasındaki fark ortaya çıkıyor. Uzakdoğu filmlerinin yeniden yapımlarında, öyküyü yerelleştirmek (Amerikanlaştırmak diyelim biz ona) ve bu yeni kültür için inanılır kılmak için gösterilen çaba anlatımı bozuyor, bayıyor, sıkıcı hale getiriyor. 70 ve 80€²lerin Amerikan korkularının adaptasyonunda ise bu gibi şeylerle, hatta ve hatta konuyu anlatmakla bile vakit kaybedilmiyor :)

Eğlenceli bulduğumuz, filmdeki bu detaylar neler: Örneğin aile reisinin bu çekimde doktor yapılmış olması. Dolayısıyla anatomiden anlar ve kan tutmaz bir hali olması. Psikopat aile fertlerinden birinin kırık burnunu önce tedavi etmesi, güzelce dikmesi (nedense bu tıbbi sahneler bile gözümüze gözümüze sokulmakta: işte size şiddet istismarı), sonra adamın kızının canına kastetmiş bir psikopat olduğunu öğrenince vırççç diye o burnu yine alenen göçertmesi, adamı bıçaklaması, lavaboda boğması, çöp öğütücüsü ile öğütmesi ve kafasına çekiçle delik açması€¦

Haa tamam eğlendik böyle ufak tefek şeylerle, yönetmen de doğrusu gerilimi çok iyi verdi ama€¦ sonuçta ne oldu? Bir kere suyunun suyu oldu, ağzımızda yavan bir tat kaldı. Wes Cravenin filminin de bir yeniden yapımolduğu düşünüldüğünde (Bkz. Ingmar Bergmanın Jungfrukallan€˜ı) bu öykünün amacı iyiden iyiye yitirilmiş, teslimat yolda kaybolmuş diyebiliriz. Öykünün özünde, korkutucu olan bir fikir vardır: Asıl psikopat kimdir? Asıl katil kimdir? İntikam yalnızca bir bahane midir? İntikam alan aileyi ne derece haklı bulabiliriz? Bergmanın orijinal filminde ailenin evine sığınan katiller gerçekten acınacak durumdadır, içlerinden biri de hatta tamamıyla masum küçük bir çocuktur (bu yeni filmdeki Justin’in orijinal hali). Buna rağmen Max Von Sydowun oynadığı baba, çocuk da dahil hepsini canhıraş vaziyetlerde öldürür.

Wes Cravenın yeniden yapımında ise katiller pek acınacak durumda değildirler. Buna rağmen yeri geldiğinde savunmasız olabilecek biçimde sersem ve aptaldırlar. Ailenin intikamı ise abartılı değildir, neredeyse normal bir tepkidir. Katillerin psikopatlığı ise abartılı tonda verilmiştir. Bu film bu biçimiyle istismar sinemasına yakındır.

Suyunun suyuna, yani 2009 yapımı Soldaki Son Eve geldiğimizde ise, katillerin psikopatlığı yavandır. Buna karşılık ailenin intikamı abartılmıştır. Justin aileye yardımcı olan iyi bir karakterdir. Üstelik kız mainstream Amerikan anlatısına yaraşır biçimde ölmemektedir bile. Aile yaralı kızlarını alıp güvenliğe ve sağlığa taşımak yerine ilginç biçimde önceliği psikopatlığa verir. Örneğin filmin sonunda, olaylar olup bittikten sonra mikrodalga fırında kafa patlatma sahnesi buna abartılı bir örnek. Hani sanki kızın ailesi gerçek psikopatlar, hepsi birer Dexter, içlerindeki psikopatın ortaya çıkması için bir kıvılcım bekliyorlar. Zavallı Krug ve çetesi de çatacak adam kalmamış gibi bu psikopatlara çatıyorlar. Evet bu da istismar sineması, ama Craven’ın 1972’deki versiyonu gibi sarsıcı ve iz bırakan çiğ bir biçimde değil, stilize ve temelsiz biçimde.

Eee ne oldu peki şimdi? Anlatmak istediğiniz öykü buyduysa çok güzel. Yok değildiyse, hele bir de o orjinal yapımdaki kışkırtıcı fikri vermeye çalıştıysanız, biz onu anlamadık. Biz bunu anladık: Zavallı aile fırtınalı bir gecede, psikopatlık için fırsat kollayan, psikopat sırasındaki, eş durumundan psikopat, psikopat adaylarının evine sığınır.

Not: Hülya Koçyiğitin de bir Last House On The Lefti var. Keşke onu da yukarıdaki karşılaştırmaya koyaydım€¦










Dehşet Treni

Yönetmen:Ryuhei Kitamura
Senaryo:Jeff Buhler, Clive Barker (öykü)
Oyuncular:Bradley Cooper, Brooke Shields, Vinnie Jones, Leslie Bibb
Yapım Yılı: 2008
Ülke: ABD


Konu: Ünlü İngiliz korku yazarı Clive Barker’ın aynı adlı kısa öyküsüne dayalı bu film, fotoğrafçı Leon Kauffman’ın (Bradley Cooper) metroda fotoğraf çekerken seri bir katilin cinayetlerine tanıklık etmesiyle başlıyor. Fotoğraflardan yola çıkarak katili bulmaya çalışan Leon, yıllardır metroda kaybolan insanların sırrını bu şekilde çözmeye çalışacaktır. İpuçları onu adım adım katile ve mezbahasına götürür. Alive, Versus, Azumi gibi filmleri ile bilinen yenilikçi Japon aksiyon yönetmeni Ryuhei Kitamura bir süredir bu film üzerinde çalışıyordu. Film, Kitamura’nın Holywood’daki ilk projesi.

Korku Filmleri Yorumu: Film Kitamura’nın ABD’deki ilk yönetmenlik deneyimi ama son da olursa şaşırmamak lazım. Normalde konu itibarıyla en fazla bir korku filmleri antolojisinde vasat bir kısa parça olabilecek bu film ikinci yarısında o kadar sıkıcı ve mantık dışı bir hal alıyor ki Kitamura’nın fantastik anlatımı bile kurtaramıyor. Kitamura kumda oynayan çocuklar gibi boğaz kesmenin, balyozla göz patlatmanın cin gibi incelikleri üzerinde oyalanırken bir bakmışsınız film iyiden iyiye sıkıcı ve saçmasapan oluvermiş. İyi korku filmi yapmak için ekranı kana boyamak tek yeter şart olmamalı. Kitamura kan revan konusunda çok meraklı ve araştırmacı bir yönetmendir, kışkırtıcı bir stili vardır ama burada kısa öyküden uzun metraj haline getirilmiş bu son derece sıkıcı ve bayağı senaryo onun anlatımını da aşağılara çekmiş. Yazık olmuş onun adına, bağımsız sinemaya dönüp Versus gibi birkaç film daha yapsa daha iyi bir fikir olabiir.

Gökhan Toka










2000 Manyak

Yönetmen:Herschell Gordon Lewis
Senaryo:Herschell Gordon Lewis
Oyuncular:William Kerwin, Connie Mason, Jeffrey Allen
Yapım Yılı: 1964
Ülke: ABD


Konu: H.G. Lewis imzalı en çok bilinen kültlerden biri. Amerikanın güneyindeki Pleasant Valley kasabası her yıl geleneksel olarak gerçekleştirdiği kutlamalara hazırlanmaktadır. Bu kutlamanın özelliği, klasik bir “kasaba kuruluşu” kutlaması olmayıp aksine, “kasaba yokoluşu” kutlaması olmasıdır. Kasaba yıllar önce iç savaş sırasında harap edilmiş, kasabalılar da bu günü “değişik” kutlamalar ile anmaya karar vermişlerdir. Pleasant Valley’in düşman işgalinden kurtuluşu biçiminde temsili gösteriler hazırlayan kasabalıların bu şen şakrak günlerindeki yegane eksikleri düşman rolünde oynatabilecekleri yabancılardır. Kasabanın yakınlarından geçen altı bahtsız genci kasabaya getiren ve gayet konuksever biçimde ağırlayan 2000 adet manyak, daha sonra bu arkadaşları baltayla parçalanma, çivili fıçıda bayır aşağı yuvarlanma, göbeğe on metreden kaya yuvarlama gibi eğlenceli aktivitelerde başrole soyundururlar. Eğlencelerde kıllı yünlü mevzular olduğuna uyanan iki turist, 2000 manyağın elinden kurtulabilmek için ellerinden geleni yapmaya başlarlar. Filmin 2001’de “2001 Manyak” adıyla, Robert Englund’ın belediye başkanını oynadığı bir yeniden yapımı da çekilmişti.