dr giggles

Yönetmen: Manny Coto
Senaryo: Manny Coto, Graeme Whifler
Oyuncular: Larry Drake, Holly Marie Combs, Cliff De Young
Yapım Yılı: 1992
Ülke: ABD, Japonya


Konu: Olağanüstü ve şen şakrak çeviri yeteneğimle Türkçe adını Dr. Kikirdek olarak belirlediğim bu film 90ların ilk yarısından süzülüp gelen, unutulmuş bir çıtır. Hani şöyle bir tencere dolusu patlamış mısır eşliğinde, bir gülüp bir gerilerek izlenen türden, eğlencelik filmlerden.

Kafayı yiyerek hastalarının hepsini öldüren bir doktorun kendi gibi kafayı yiyik oğlu kapatıldığı akıl hastanesinden kaçar. Babasının aksine herhangibir tıp diplomasına da sahip olmayan girişimci ruhlu alaylı doktorumuz, babasının çalışmalarına kaldığı yerden devam etmek ve kasaba halkını “iyi etmek” üzere evine döner. Babadan kalma yöntemlerle kasaba halkını tedavi etmeye çalışan Dr. Evan Rendell (Dr. Kikirdek) bu süreçte pek çok deneysel tıp yöntemini tatbik etme fırsatı bulacaktır. Ne var ki kasabalılar Dr. Kikirdek’in uygulayacağı tedavilere olumlu yanıt veremeyecek ve sinek gibi öleceklerdir. Belki de ölmelerinin nedeni hiçbirinin gerçekte hasta olmamasıdır. Her neyse, doktorumuz kasabanın gençlerinden Jennifer’ın “gerçekten” hasta olduğunu ve amansız bir kalp hastalığının pençesinde kıvrandığını öğrendiğinde “işte!” der, “yeteneklerimi layığıyla üzerinde uygulayabileceğim bir genç!”. Duvarlara sprey boyayla “bel fıtığı tedavi edilir” yazan adam, ailemizin kırık çıkıkçısı, efsane üfürükçü Dr. Kikirdek, “adım Kikir, yapabileceğim budur” demeden kalp nakli için çalışmalarına hız verir. Tabi ki bir de uygun bağışçı bulmalıdır. (Ya da ne fark eder ya, hepsi kalp değil mi sonuçta, tak çıkar)

Çok önemli bir noktayı atladığımı hissettim: Dr. Kikirdek adı, işini severek yapan doktorumuzun tedavi esnasında keyiften midir nedir bilinmez, kikir kikir gülmesinden gelmektedir.

DrGiggles

Larry Drake Dr. Kikirdek rolünde sergilediği olağanüstü performansına rağmen 1992 Oscar ödülünü nasıl alamamış hayret doğrusu. Dr. Kikirdek karakteri, aslında belki de korku sinemasının “çılgın doktorları ve bilim adamları” kategorisinde zirveyi zorlayabilir. Yine 90ların akılda kalıcı işlerinden, ama iğrençliği nedeniyle seyretmesi bu kadar eğlenceli olmayan Dentist (Dişçi) serisinin deli dişçisini akla getiren, devam filmleri çekilmiş olsa ezbere bilinen o kült kötü adamlardan birine dönüşebilecek Dr. Kikirdek’e bir görünmenizde yarar var derim. 2012’nin iyilerinden Excision filmindeki doktor olmayı kafasına takmış genç Pauline, sanırım açık kalp ameliyatı hakkında tüm bildiklerini Dr. Kikirdek’den öğrenmiş.

Filmi eğlenceli kılan ve Dr. Kikirdek’e olan sempatimizi besleyen en önemli şeylerden biri de Dr. Kikirdek’in monologları. Doktorluk hakkında ne kadar klişe söz varsa hepsini, en uygun yer ve zamanda söylemeyi başarıyor. “Güneş girmeyen eve doktor girer”, “Açılın ben doktorum” gibi. Harika doğrusu!

Son bir not da filmin yönetmeni Manny Coto hakkında. Coto’yu insanlık Dexter dizisinin yapımcısı olarak tanıyor.




The Burning

Yönetmen:Tony Maylam
Senaryo:Tony Maylam, Harvey Weinstein
Oyuncular:Brian Matthews, Leah Ayres, Brian Backer, Larry Joshua, Jason Alexander, Holly Hunter
Yapım Yılı: 1981
Ülke: ABD


Konu: Bir yaz kampında ayak işleri yapan kendi halinde bir adama kamptaki gençler eşşek şakası yapmaya karar verirler. Ne var ki şaka planlandığı gibi gitmez ve zavallı adamcağız canlı canlı yanar. Öldürmeyen Allah öldürmez mottosundan hareketle ölmeyen, feci şekilde yanmış adam yıllarca hastanede yatar. Çıktığında ise intikam temalı bir tatil yapmak üzere, bahçe makasını da kapıp, yaz kamplarının ve şuursuz gençlerin bolca olduğu Amerikan ormanlarına gitmeye karar verir.

Korku Filmleri Yorumu: Bu kadar klasik bir konusu olan bir filmin bu kadar şaşırtıcı, eğlendirici ve önemli olması çok ilginç.

Önemli, çünkü kimisi Oscar ödüllü birçok ünlü oyuncunun ilk sinema filmleri. Aynı şekilde Miramax film şirketinin de ilk filmi. Miramax’ın sahipleri Weinstein’ların senaryosunda katkıları bile var.

Şaşırtıcı çünkü: Seinfeld dizisinin kel, gözlüklü ve fıdıl George Costanza’sı Jason Alexander’ın bir slasher filminde şuursuz genç rolünde oynadığını düşünün (onun da ilk filmi bu)… ve ölmediğini düşünün :)

Eğlenceli olması da gerçekten eğlenceli olmasından :) Film, kendisini ciddiye almadan, ama diğer yandan ne komediyi ne de korkuyu mekanikleştirmeden anlatacağını anlatıyor. Özellikle, afişinde de görülen saldaki katliam sahnesi on numara.










Slumber Party Massacre

Yönetmen:Amy Holden Jones
Senaryo:Rita Mae Brown
Oyuncular:Michelle Michaels, Robin Stille, Michael Villella
Yapım Yılı: 1982
Ülke: ABD


Konu: Akıl hastanesinden kaçan seri katil, küçük bir kasabada 24 saat içinde dehşet saçar. Cinayet aleti olarak pille çalışan bir matkap kullanan katil, nedensiz yere önüne çıkan kızlı erkekli oldukça büyük bir grubu delik açmak suretiyle öldürecektir. Katilin hedefine pijama partisi yapan bir grup genç kız da girdiğinde iş iyice eğlenceli bir hal alır.

Korku Filmleri Yorumu: Korku sineması konusunda eğitim veren bir üniversite olsa ve bu üniversitede “Slasher filmine giriş” diye bir ders okutulsa… Bitti mi?: Bitmedi! Ve bu dersi de bendeniz veriyor olsam… Derste izleteceğim filmlerden biri kesinlikle işte bu olurdu.

Slasher türü dediğimizde akla ilk gelen örneklerden biri değil. (Belki de hiç bilinmiyordur. Bilinmiyorsa da bu da size sitemizin bir hizmeti oldu :)) Ancak bana göre türün özel örneklerinden biri.

Korku sinemasında kadın yönetmenler ya da senaristler çok fazla yoktur. Bu filmin ise hem senaristi, hem de yönetmeni kadın. Film hem türe kadın bakış açısını yansıtıyor, hem de bunu türün kendi sınırları içinde bile özgün bir biçimde yapıyor.

Slasher türünde kadın bakış açısını yansıtan çok fazla film yok. Oysa, slasher türü genelde kadınların avlandığı bir tür. Öyle ya, bu türdeki filmlerde kadınlar erkeklere oranla çok daha fazla öldürülürler. Hatta birçok filmde, yalnızca kadınlar öldürülür. Buna rağmen bu türde kadınların söyleyecek fazla birşeyleri olmamış olması bana göre ilginç. Bu anlamda Slumber Party Massacre dikkat edilmesi gereken bir film.

Bu film, Slasher filmlerinin azımsanmayacak bir çoğunluğunun aksine, katilin kimliğinin gizlenmediği (bir maske veya gizemle) bir film! Katilin yüzü, ilk sahneden itibaren görünüyor. Bu yüz kişilikli bir yüz de değil. Katilin hareketlerinde ve öldürme motifinin ardında herhangibir gizemli unsur yok. Görünür herhangibir ilginçliği olmayan ortalama bir erkek albenisi olmayan, sebepsiz cinayetler işliyor.

Filmin kadın bakışını içeren özgün anlatısı işte buradan başlıyor. Film, katili, onun güdüsünü-kimliğini, bu gizemi önemsemiyor. Film cinayetlerin mekanik detaylarını-korku verebilecek bir görselliği de önemsemiyor. Bunun yerine kurban olma güdüsünü ve psikolojisini merak ediyor, bunu anlatıyor.

Filmde, zorlukla hissedilebilecek biçimde erkeğe karşı, ya da erkek gücüne karşı kadın olma güçlüğünün de bu piskolojiye alt anlatılar biçiminde yedirildiğini görüyoruz. Katilin, erkeksi ve hatta belki erkek cinselliğini simgeleyecek bir alet olan matkap kullanması… Kurbanlardan birinin tam katilden kurtuldum derken yaralı kolundan akan kan nedeniyle izinin belli olması (ve kurbanın bu kanı temizlemek için çalışması) kadınsı çileleri hatırlatıyor.










Happy Birthday To Me

Yönetmen:J. Lee Thompson
Senaryo:John C. W. Saxton
Oyuncular:Melissa Sue Anderson, Glenn Ford, Lawrense Dane
Yapım Yılı: 1981
Ülke: Kanada


Korku Filmleri Yorumu:

Film bana Dario Argento filmlerini çağrıştırır. Katilin siyah deri eldivenli olması, ölüm sahnelerindeki kadrajların yakın plana alınması, işlenen cinayetlerin giallo filmlerine benzeyen işleyişi olması gibi özellikleri vardır.Korku sineması takipçileri, izleme şansı bulmuşlar ise muhtemelen video kaset furyası dönemine denk gelmiştir. B-movie kategorisine alabileceğimiz filmin, günümüz teen-slasher filmlerini de çağrıştırdığı göz önüne alınırsa, B-movie filmlerinin ileriye dönük öngörüleri dolayısıyla aslında bir çok filme ilham noktası, çıkış kaynağı olması açısından önemsenmesi gerekir diye düşünüyorum. Film izleyiciyi geren, düşünmeye , ipuçları toplamaya sevkeden başarılı bir korku filmidir. Melissa Sue Anderson, geçmişin sevilen Tv dizisi “Küçük Ev” deki Marry Ingalls rolüne göre pek de masum sayılmayan bir kimlik sergiler.Bu yüzden, aktristin o yıllarda izleyiciyi oldukça şaşırtmış olması muhtameldir.Psikolojik sorunları olan ve arkadaş çevresine karşı negatif duygular hisseden genç kız ve bir anda başlayan cinayetler serisi ve elbetteki temaya dair yüksek ipucu veren filmin adından dolayı” karakterin doğum günü” filmin çatısını oluşturur. Filmin son sahneleri, zamanımızın izleyicilerinin “süpriz son”lara çok düşkün olanları için oldukça dikkate değer.Kıyıda köşede, video kaset kiralanan dükkanların tozlu raflarında kalmış film hem zamanına göre teknik anlamda da iyi, hem bugün bile izlendiğinde beğenilme ihtimali yüksek bir filmdir, bulabilirseniz izlemenizi tavsiye ederim.

Melisa Aydın










Turistas

Yönetmen:John Stockwell
Senaryo:Michael Ross
Oyuncular:Josh Duhamel, Melissa George, Olivia Wilde, Desmond Askew, Beau Garrett, Max Brown, Agles Steib
Yapım Yılı: 2006
Ülke: ABD


Konu: Brazilya’nın kuzeyinde sırt çantaları ile seyahat eden Amerikalı genç turistler Alex, kızkardeşi Bea ve arkadaşları Amy, otobüsleri kaza yapınca, aynı otobüsteki diğer turistlerle mecburen tanışırlar: Pru, Finn ve Liam. Altı yoldaş, otobüsteki diğerleriyle birlikte yeni bir otobüsün gelmesini beklemeye başlarlar ama otobüs görünmez. Yerlilerle aralarında kavga da çıkınca, gençler sürüden ayrılmaya ve yoldan çok da uzak olmayan sahildeki plaja inmeye karar verirler. Burada karşılarında başka turistler, cennet gibi bir ortam, son derece konuksever yerliler ve çok ucuz bir bar ve pansiyon bulan gençler burada kalmaya karar verirler. Geceyi çılgınca eğlenerek geçiren gençler ertesi sabah uyandıklarında ayakkabıları da dahil, tüm eşyalarının çalındığını ve plajın terk edildiğini görürler. Kandırılmış ve soyulmuşlardır. Yakınlardaki köye gidip polis arayan gençler burada kasabalıların düşmanca tavırları ile karşılanır. Bir gün önceden dostluk kurdukları Brezilyalı köyün yerlisi bir genç olan Kiko onlara yardım eder. Ancak eşyalarının soyulmasının, böbrek, ciğer ve kalplerinin çalınmasına oranla önemsiz olduğunu anlayacak vakti bulup bulamayacakları belli değildir. Gençler, Brezilyalı bir organ mafyası çetesinin ve bu çetenin psikopat bir doktor olan liderinin yeni hammaddeleri haline gelmişlerdir. Hostel filmi benzeri, gerilim düzeyi oldukça yüksek ve iyi çekilmiş, oyuncularının çok iyi performans sergiledikleri bir film. CNBCE dizisi Las Vegas’da Danny McCoy’u oynayan Josh Duhamel başrolde. Brezilya ormanlarındaki doğa görüntüleri ve özellikle filmi son bölümlerde alıp sürükleyen sualtı mağara çekimleri mükemmel.