The Last House on The Left (Soldaki Son Ev) – Dennis Iliadis 2009

thelasthouseontheleft

Yönetmen:Dennis Iliadis
Senaryo:Adam Alleca, Carl Ellsworth, Wes Craven
Oyuncular:Garret Dillahunt, Sara Paxton, Monica Potter, Tony Goldwyn, Spencer Treat Clark
Yapım Yılı: 2009
Ülke: ABD
[ratings]


Konu: 17 yaşında, hayatın baharında genç bir arkadaşımız olan Emma ve ailesi, tatillerini geçirmek üzere, ormanın ortasında, gölün kıyısındaki evlerine gider. Küçük kasabada hayat sıkıcı olduğundan Emma arkadaşı Paige ile takılmaya karar verir. Birlikte dinelen iki genç kız, kasabanın dükkanında kanlı paralarla alışveriş yapan sessiz yeniyetme oğlan Justin’le tanışırlar, ama paralara dikkat etmezler. Justin’de uyuşturucu olduğunu öğrenen kızlar onun mekanına gitmeye karar verirler. Bir süre de burada dinelen kızların rahatı, Justin’in ailesinin (babası Krug, amcası ve babasının sevgilisi) eve teşrif etmesiyle bozulur. Justin’in ailesi alenen psikopattır, katildir. Kızları ormana götürüp burada türlü işkenceler yapan ve ölmeye terk eden psikopat aile, fırtına patlak verince yakınlardaki eve sığınmak zorunda kalır. Ne var ki bu ev Emma’nın ailesinin evidir. Aile önce Türk misafirperverliği ile kazazede aileyi konuk eder. Bir yandan da merakla kızlarının eve gelmesini bekleyen zavallılar, evlerine buyur ettikleri kişilerin aslında kızlarına etmediğini bırakmamış psikopatlar olduğunu öğrendiklerinde, “psikopat” kelimesi anlam değiştirecektir.

Korku Filmleri Yorumu: Ne yalan söyleyeyim, bu yeniden yapım furyası patlak verdiğinden beri çok eğleniyorum. Wes Craven’in 1972 yapımı ilk filminin bir yeniden çekimi söz konusu bu kez de. Film son dönemlerde korku sinemasında sıkça gördüğümüz, 1970 ve 1980 korku filmlerinin yeniden çekimlerinde genelde olduğu üzere oldukça eğlenceli (uzakdoğu filmlerinin yeniden çekimlerinin ise genelde bana göre oldukça sıkıcı olduğunu itiraf etmeliyim).

Bu eğlence durumu zannedersem, konuyu izleyicinin zaten bildiğini varsayan yönetmen, senarist ve yapımcıların, konuyu tamamen anlatmak yerine kanlı ve canlı ufak tefek detaylara daha fazla takılabilmelerine önayak oluyor. Burada da işte uzakdoğu filmlerinin yeniden yapımları ile 70-80 Amerikan korkularının yeniden yapımları arasındaki fark ortaya çıkıyor. Uzakdoğu filmlerinin yeniden yapımlarında, öyküyü yerelleştirmek (Amerikanlaştırmak diyelim biz ona) ve bu yeni kültür için inanılır kılmak için gösterilen çaba anlatımı bozuyor, bayıyor, sıkıcı hale getiriyor. 70 ve 80′lerin Amerikan korkularının adaptasyonunda ise bu gibi şeylerle, hatta ve hatta konuyu anlatmakla bile vakit kaybedilmiyor :)

Eğlenceli bulduğumuz, filmdeki bu detaylar neler: Örneğin aile reisinin bu çekimde doktor yapılmış olması. Dolayısıyla anatomiden anlar ve kan tutmaz bir hali olması. Psikopat aile fertlerinden birinin kırık burnunu önce tedavi etmesi, güzelce dikmesi (nedense bu tıbbi sahneler bile gözümüze gözümüze sokulmakta: işte size şiddet istismarı), sonra adamın kızının canına kastetmiş bir psikopat olduğunu öğrenince vırççç diye o burnu yine alenen göçertmesi, adamı bıçaklaması, lavaboda boğması, çöp öğütücüsü ile öğütmesi ve kafasına çekiçle delik açması…

Haa tamam eğlendik böyle ufak tefek şeylerle, yönetmen de doğrusu gerilimi çok iyi verdi ama… sonuçta ne oldu? Bir kere suyunun suyu oldu, ağzımızda yavan bir tat kaldı. Wes Craven’in filminin de bir “yeniden yapım” olduğu düşünüldüğünde (Bkz. Ingmar Bergman’ın Jungfrukallan‘ı) bu öykünün amacı iyiden iyiye yitirilmiş, teslimat yolda kaybolmuş diyebiliriz. Öykünün özünde, korkutucu olan bir fikir vardır: Asıl psikopat kimdir? Asıl katil kimdir? İntikam yalnızca bir bahane midir? İntikam alan aileyi ne derece haklı bulabiliriz? Bergman’ın orijinal filminde ailenin evine sığınan katiller gerçekten acınacak durumdadır, içlerinden biri de hatta tamamıyla masum küçük bir çocuktur (bu yeni filmdeki Justin’in orijinal hali). Buna rağmen Max Von Sydow’un oynadığı baba, çocuk da dahil hepsini canhıraş vaziyetlerde öldürür.

Wes Craven’ın yeniden yapımında ise katiller pek acınacak durumda değildirler. Buna rağmen yeri geldiğinde savunmasız olabilecek biçimde sersem ve aptaldırlar. Ailenin intikamı ise abartılı değildir, neredeyse normal bir tepkidir. Katillerin psikopatlığı ise abartılı tonda verilmiştir. Bu film bu biçimiyle istismar sinemasına yakındır.

Suyunun suyuna, yani 2009 yapımı Soldaki Son Ev’e geldiğimizde ise, katillerin psikopatlığı yavandır. Buna karşılık ailenin intikamı abartılmıştır. Justin aileye yardımcı olan iyi bir karakterdir. Üstelik kız mainstream Amerikan anlatısına yaraşır biçimde ölmemektedir bile. Aile yaralı kızlarını alıp güvenliğe ve sağlığa taşımak yerine ilginç biçimde önceliği psikopatlığa verir. Örneğin filmin sonunda, olaylar olup bittikten sonra mikrodalga fırında kafa patlatma sahnesi buna abartılı bir örnek. Hani sanki kızın ailesi gerçek psikopatlar, hepsi birer Dexter, içlerindeki psikopatın ortaya çıkması için bir kıvılcım bekliyorlar. Zavallı Krug ve çetesi de çatacak adam kalmamış gibi bu psikopatlara çatıyorlar. Evet bu da istismar sineması, ama Craven’ın 1972’deki versiyonu gibi sarsıcı ve iz bırakan çiğ bir biçimde değil, stilize ve temelsiz biçimde.

Eee ne oldu peki şimdi? Anlatmak istediğiniz öykü buyduysa çok güzel. Yok değildiyse, hele bir de o orjinal yapımdaki kışkırtıcı fikri vermeye çalıştıysanız, biz onu anlamadık. Biz bunu anladık: Zavallı aile fırtınalı bir gecede, psikopatlık için fırsat kollayan, psikopat sırasındaki, eş durumundan psikopat, psikopat adaylarının evine sığınır.

Not: Hülya Koçyiğit’in de bir Last House On The Left’i var. Keşke onu da yukarıdaki karşılaştırmaya koyaydım…

Gökhan Toka

Film: 6 Puan

Korkutuculuk: 2 Puan

Gerilim: 3 Puan

Kan & Revan: 3 Puan


Gokhan Toka
Gokhan Toka on FacebookGokhan Toka on InstagramGokhan Toka on LinkedinGokhan Toka on TwitterGokhan Toka on Youtube