busan-treni

Yönetmen: Sang-ho Yeon
Senaryo: Sang-ho Yeon
Oyuncular: Yoo Gong, Dong-seok Ma
Yapım Yılı: 2016
Ülke: Güney Kore


Konusu: Sok-woo, Seoul’da borsacılık yapan bir beyaz yakalı. İşi tüm vaktini aldığı için kızına yeterince vakit ayıramamaktadır. Doğum gününde kızına yanlışlıkla ikinci kez aynı hediyeyi alan Sok-woo bu duruma çok üzülür. Kızının doğum günü hediyesi olarak kendisinden ricası, babasının boşanmış olduğu annesini görmek üzere Busan’a gitmektir. Sok-woo kızını kırmaz ve ertesi gün kızıyla birlikte Busan’a gitmeyi kabul eder.

Trenle Busan’a gitmek üzere yola çıktıkları gün şehirde bir zombi salgını patlak verir ve hızla yayılır. Ancak ne babayla kızın, ne de trendekilerin bu durumdan haberleri yoktur. Salgın trendeki yolculara da bulaşmıştır. Sok-woo kızını, kendisini ve trendeki diğer yolcuların yaşamlarını kurtarabilmek için amansız bir mücadeleye girişmek zorunda kalacaktır.

busan treni zombi filmi

Train to Busan / Busan Treni, son yıllarda izlediğim en iyi zombi filmlerinden biri arkadaşlar. Şiddetle tavsiye. Özellikle kalabalık ve çok hareketli zombi saldırısı sahneleriyle dikkat çekiyor. Bu sahneleriyle biraz World War Z filmini de andırıyor.

busan-treni-zombi sahnesi

Yönetmenin Seoul Station / Seul İstasyonu adlı, aynı konulu bir de animasyon filmi var. Filmi beğenenler ona da göz atmak isteyebilirler. İyi seyirler.

train-to-busan-2-busan treni

Korkufilmi.net Notu:

10

Busan Treni Fragman:




Bu el kitabı korku filmlerinde hayatta kalmak isteyen bakire olmayan bayanlar için hazırlanmıştır. El kitabındaki tüm maddelere harfiyen uyduğunuz takdirde yaşama olasılığınız %99 olarak tespit edilmiştir. Maddeleri tam olarak uygulamadığınız taktirde müessesemiz, yasal varislerinizin “yok biz bilmiyorduk”, “aman efendim yok biz görmedik” biçimindeki itirazlarını kaale almayacaktır.

1.Yaşınızı ya da kilonuzu; hiçbirini göstermeyin. Kesinlikle genç ve güzel olmalısınız. Genç olamıyorsanız ölürsünüz. Sete gelmeden önce kırışık kremi, yüz gerdirme, yağ aldırma, selülit kavurma; siz daha iyi bilirsiniz, artık neyse o. Oldu oldu; olmadı, sete ayağının değdiği yerde öldün.

2.Ne olursa olsun, nerden atlarsan atla, nerde yuvarlanırsan yuvarlan, isterse üstündeki elbiseler alev alsın. SAKIN ÜSTÜNÜ BAŞINI ÇIKARMA. Çıkarırsan ölürsün. İç çamaşırlarınla kalabilirsin, buna izin var. Ama göğüslerin görünürse kesin ölürsün. O yüzden kötü olasılıklara karşı kesinlikle iç çamaşırı, ya da atlet vs giy. Giyeceğin iç çamaşırları spor olsun. Jartiyer ya da çok seksi bir çamaşır giyersen ölürsün. Atlet + pazardan alınmış pamuklu don en iyisidir. Atletle uzun süre yaşarsın. Erkekler merak etmek isterler. Göğüslerin görününce bitersin. Diğer yandan seksi olman iyidir ama erkekler aynı zamanda kıskançtırlar. Seksi çamaşırlar ile başkalarının da seni görmesini istemezler.

3.Kesinlikle filmin başlarında, daha taşlar yerine oturmadan küfür etme. Eğer hayatta kalırsan filmin sonlarına doğru küfür edebileceğin birkaç satır replik ayarlanır. Sabret. Erkekler küfür eden kızları sevmez.

4.Seks yapma. Bu yapabileceğin en kötü şeydir. Seks yaparsan 2 ila 7 dakika içerisinde kesin ölürsün.

5.Mutlaka heteroseksüel olmalısın. Aksi bir cinsel eğilim ölmene neden olur. Şayet heteroseksüel değilsen çaktırma.

6.Topuklu ayakkabı giyme. Bu iyi değildir. Mutlaka hızlı koşman gereken bir yer olacaktır. Spor ayakkabı giymen yaşama şansını önemli ölçüde artırır. Ama yok ben topukları çıkarır çıplak ayak koşarım diyorsan bu da aslında hayatta kalabilmen için cesaret verici, önemli bir beyandır. Tek bir şartla: Acı eşiğin yüksek olmalı. Çünkü ayaklarını birşeyler kesecektir. Acıya dayanıklı olman erkekler için iyidir.

7.İnsanlara iyi davran, nazik ol. Kimseyi sakın ola ki küçümseme. Yukarıdan bakma, alay etme. Bununla birlikte kesinlikle bir melek olma. Herşeyin bir sınırı var. Sınırı zorlayana, terbiyesizlik yapana haddini sözlerle, alay etmeden bildirmekten de geri kalma. Saf olma. Yoksa ölürsün. Snob olma, alaycı olma, leydi ol.

8.Şehirli olabilirsin, yaşam standartların çok yüksek, hayatın çok steril olabilir. Ancak kesinlikle ne görürsen gör, hangi iğrenç yüzeye dokunursan dokun burun kıvırma, beğenmezlik etme. Midene hakim ol. Kusmak ve ölmek arasında doğru orantı vardır. Erkekler seni o halde görmek istemez.

9.Sakın panik yapma. Oraların sahibiymiş gibi, her yanı, her yönü biliyormuş gibi yapman lazım. Panik yaparsan ölürsün. Panik yapabileceğin tek an, sevgilinin ya da esas erkeğin seni kurtarmaya geldiği andır. Bunun sebebi o anda erkeğin senden daha güçlü görünmesi gerekliliğidir. Uzlaşmacı ol. Tam o anda panik yap ki onun da gönlü olsun.

10.Erkek arkadaş olayı oldukça tehlikelidir ve hayatta kalma olasılığın üzerinde en kötü etki eden faktörlerden biridir. Erkek arkadaşın yoksa sakın uyuz ve kendini beğenmiş, uzak ve mesafeli kadın olma. Bir erkeğin seni elde edebilme ihtimali olsun ama o ihtimal %49dan yüksek olmasın. Ne çok zor, ne de çok kolay olma, erkekler sevmez.

11.Erkek arkadaşın ortamdaki iyi kalpli, naif ve hassas, duygulu kişilik olmasın. Yoksa ölürsün. Bu tür tiplerden uzak dur. Erkek arkadaşın olacaksa sert olmalı. Bir ara seni kurtarması gerekebilir. Erkek arkadaşın aynı zamanda hem sert hem hödük olursa bu şansını iki kat artırır. Erkek izleyiciler senin o hödüğün elinden kurtulduğunu görmek isteyeceklerdir. Ancak bu maddenin etkili olabilmesi için senin ilişkinden dolayı mutsuz olman ve bunu çeşitli jest ve mimiklerle belli etmen gereklidir. O bir böcek, sen ise bir çiçek biçiminde uyumsuz olmalısınız.

12.Erkek arkadaşın varsa ilişkinde mutsuz olman hayatta kalman için en önemli etkenlerden biridir. Evli isen tam aksi geçerlidir. Kesinlikle mutlu görünmelisin. İhanet etmemeli, bunu düşünmemelisin. Ölürsün.

13.Atletik ve güçlü olman yararınadır. Ancak aşırı maskulen bir duruş filmin son çeyreğinden hemen önce ölmene neden olur. Erkekler kendilerinden güçlü görünen kadınlara dayanamazlar. Ölürsün.

14.Makyaj yapma. Saçını sarma. Maske sürme. Erkekler makyaj yapan kadınları sevmez. Nasıl yapacaksın bilmiyorum ama hem doğal hem güzel olmalısın. Makyaj yapman ölmene neden olur. Hele ruj tazelemek kesin ölüm sebebidir.

15.Silikonların varsa filmden önce çıkartmış olmalısın. Yoksa ölürsün. Aynı şekilde göğüslerin normalden büyükse de ölürsün. Ameliyat olmalısın. Büyük göğüsler seni objeleştirir. Obje olmak ölmek demektir.

16.Ağlayıp bağırma. Yaparsan bile asla iki kez yapma ve kısa sürede toparlanmaya bak. Çok fazla ağlarsan ölürsün. Çünkü filmi izleyen erkeklerin sinirlerini bozarsın. Aynı şekilde çok fazla gülersen de ölürsün. Arasını bul.

17.Dans etme. Herkes dans ediyor olsa bile sen kazulet gibi bir köşede dur.

18.Uyuşturucu öldürür. Ama genel kanının aksine sigara içmen sigara içmemenden iyidir. Seni sert ve yakın gösterir. Bununla birlikte müptela gibi içme. Kibar ol. Hatta dumanı çekerken bir iki kere sanki dokunmuş gibi tıksırırsan hayatta kalma olasılığın önemli ölçüde artar. Bu fırsatı kaçırma. Erkekler sigaralarını yakabilme ihtimallerinden dolayı sigara içen kadınları içmeyenlere oranla daha çok severler. Sigarayı bir erkek ikram ettiğinde içersen daha iyi olur.

19.Filmin 10. ve 30. dakikaları arasındaki 20 dakikalık bölüm dışında banyo yapmamaya dikkat et. Zaten banyo yapman göğüslerinin görünmesine ve dolayısıyla ölmene neden olabilir.

20.Banyo yapmadığın gibi bu 20 dakika dışında tuvalete de gitme, susama, acıkma, yorul ama belli etme. Erkekler çok şey isteyen kadınları sevmez. Kendi kendine istersen fotosentez yap, ama bunları sakın, asla dile getirme. Yoksa ölürsün.

21.Şunu sakın unutma: kadınların korku filmlerinde erkeklere oranla daha çok öldükleri doğrudur ancak filmin sonunda birisi hayatta kalacaksa o kişi mutlaka kadın olmalıdır. Senin amacın hayatta kalmak olduğuna göre rakibin erkekler değil, diğer kadınlardır. Onları kimselere belli etmeden, burada yazılı kuralları ihlal etmeye yönlendirmelisin. Bunu yapabilirsen bakire ya da değil, önünde hiçbir kadın kalmaz. Hem zaten erkekler en çok entrikacı olduklarını anlamadıkları entrikacı kadınları, kendilerinden zeki ya da güçlü olduklarına ihtimal vermedikleri zeki ve güçlü kadınları severler.

** Uyarı : Bu elkitabı Amerikan Korku filmleri için hazırlanmıştır. Diğer ülkelerin korku sinemalarında bakire olmamak ve hayatta kalmak arasındaki negatif ilişki eğrisi tam olarak çizilememiştir. Bununla birlikte buradaki kurallara uymanız yine de erkekler her yerde aynıdır prensibinden hareketle hayrınızadır. **

conjuring - korku seansi

Yönetmen: James Wan
Senaryo: Chad Hayes, Carey Hayes
Oyuncular: Vera Farmiga, Patrick Wilson, Lili Taylor
Yapım Yılı: 2013
Ülke: ABD


Konu: Perron ailesi, küçük yaştaki 5 kızlarıyla birlikte eski bir çiftlik evine taşınırlar. Çok geçmeden evdeki uğursuz bir güç aileye korku dolu geceler yaşatmaya başlayacaktır. Tüm varlıklarını bu eve bağlayan ve gidecek başka yerleri olmayan aile paranormal olaylar konusunda uzman bir çift ile temasa geçer. Ed ve psişik güçleri olan karısı Lorraine Werron (Patrick Wilson ve Vera Farmiga) eve gelerek ne olup bittiğini anlamaya çalışır. Görünüşe göre bir cadının ruhu Perron ailesine musallat olmuştur. Aile nereye giderse gitsin peşlerini bırakmayacak olan bu lanetli ruhtan aileyi kurtarabilmek için Werronlar ekipleri ile birlikte evde çalışmaya başlarlar. Ne var ki bu şimdiye kadar aldıkları en zorlu vakadır. Zaman geçtikçe Werron ailesi de kendilerini bu lanetli gücün tehdidi altında bulacaklardır.

The Conjuring

Yarattığı ve ilk filmini yönettiği Saw (Testere) ile isim yapan, sonrasında çektiği Dead Silence ve Insidious (Ruhlar Bölgesi) gibi filmleri ile korku sinemasına iz bırakan James Wan’dan yine harika bir film! Wan’ın yönettiği Insidious’un beklenen devam filmi de 2013 bitmeden vizyona girecek. Bu yılın Wan açısından oldukça verimli bir yıl olduğunu söyleyebiliriz.

Tıpkı Alper Mestçi’nin Musallat ve Musallat 2 projeleri arasında el attığı “Marid” projesi benzeri, iki adet Insidious filmi arasında, Insidious filmleri ile tematik açıdan benzer bir ara film Conjuring. Insidious 2 nasıl olacak bilinmez ama, 2011’in en iyi filmlerinden biri olan ilk Insidious’dan aşağı kalmayan, mükemmele yakın bir korku filmi aynı zamanda.

the_conjuring_chair2

Wan, Conjuring’de dönem olarak 1970’leri kullanmış, olaylar 1971 yılında geçiyor. Bu tercih sadece öykü boyutuyla yansıma bulmamış, filmin anlatım dili de modern unsurlar barındıran bir 70’ler korku sineması örneği gibi. Filmin ana eksenini oluşturan hayalet öyküsünün, ruh çıkarma-exorcism, cadı, demon ve hatta korkunç kuklalar gibi korku unsurları da eklenerek oldukça dinamik halde sunulduğunu görüyoruz. Conjuring, James Wan’ın şimdiye dek yönettiği filmlerinde kullandığı korku öğelerin bir çoğunu ziyaret ettiği, bir araya getirdiği, yönetmenin şimdiye kadarki birikimini de çok iyi bir biçimde yansıttığı bir “ustalık dönemi” filmi. James Wan korkutuculuk ve gerilim düzeyi açısından Insidious’un ardından, daha minimal bir tarzı benimsediği bu film ile yeni bir zirve yapmayı başarıyor. Kesinlikle, bu film, bu yıl izlediğim en korkutucu ve en gerilim dolu film.

Filme minimal dememin sebebi, örneğin Insidious’a göre bile çok daha az açık-eksplisit korkutucu görsel kullanmasına rağmen, daha çok sesler, gölgeler ve beklentiler üzerinden müthiş bir gerilim yakalayabiliyor olması. Özellikle Bayan Perron’ın (Lili Taylor) exorcism-şeytan çıkarma sahnesi, Exorcist ile birlikte, izlediğim en iyi iki exorcism sahnesinden biri olabilir.

the conjuring exorcism

Film IMDB’deki 7.8 gibi, bir korku filminin kolay kolay erişemeyeceği skorunu sonuna kadar hakkediyor. Belki de yıllar sonra James Wan’ın filmleri anıldığında, yönetmenin Saw (Testere) ve Insidious (Ruhlar Bölgesi) gibi filmlerinden bile önce akla gelecektir. Kült olmaya aday bir yapım. Insidious 2’den beklentilerimizi de çok yukarıya taşımamıza neden oluyor.




entrance

Yönetmen: Dallas Richard Hallam, Patrick Horvath
Senaryo: Dallas Richard Hallam, Patrick Horvath, Karen Gorham
Oyuncular: Suziey Block
Yapım Yılı: 2012
Ülke: ABD


Konu: Entrance filminin kahramanı, ev arkadaşı ve köpeğiyle birlikte Los Angeles kentinin banliyölerinde yaşayan bir garson kız. Sıradan bir yaşamı olan kızımız, tüm gününü birçoğumuz gibi sıkıcı ve monoton biçimde iş yerinde, hep aynı işleri yaparak geçirmektedir. Evine geç döndüğü akşam saatlerinde ise tek küçük keyfi köpeğini birkaç blok gezdirmekten ibarettir. Büyük bir kentte yaşamasına rağmen, yine birçoğumuz gibi sosyal hayatı neredeyse hiç yoktur, varmış gibi görünen de sahtedir.

Bir sabah uyandığında köpeğinin kaybolduğunu fark eder. Bir süre köpeği arasa da bulamayacaktır. Hayatının tek anlamı da kaybolup gitmiş gibidir ve her gün yaşadağı rutin artık onu zorlamaktadır. Kentten ve evden taşınmayı düşünse de buna fırsat bulamayacaktır. Çünkü her ne kadar yapayalnız hissetse de kızın peşinde onu uzaktan izleyen birisi vardır ve kentten gitmesine izin vermemekte kararlıdır.

Entrance ile ilgili IMDB yorumlarını okurken en ilgimi çeken, filmi Ti West filmlerine benzeten yorum oldu. Ti West filmlerinin kahramanları gibi, sıradan yaşamı olan sıradan bir karakterin, sıradan detaylarla dolu monoton yaşamı odakta. Tıpkı Ti West sinemasında olduğu gibi sıradanlık üzerinde son derece yavaş bir gerilim kurulumuyla ilerlenen brutal bir son. Ne var ki ortak noktalar bence sadece bu kadarla sınırlı. Bu filmin Ti West filmografisinin çizgisinden çok keskin biçimde ayrıldığı bir benzemezliği var. Ti West popüler biçimde tüketilebilecek bir öyküyü, günümüzde popüler olmayan unutulmuş bir tarzda, 70ler sinemasına yaraşan yavaş ve gerilimli bir akışta sunmayı tercih eden bir yönetmen. Entrance’da ise filmi popüler kılabilecek hiçbir unsur yok, filmin böyle bir iddası da yok. Entrance, popüler olmaya hiç bir biçimde özenmeyen, izleyicisine vermeyi hedeflediği tek bir fikir ve tek bir his üzerine kurulmuş minimal bir sanat filmi.

Entrance tarz olarak Ti West’den çok, Semih Kaplanoğlu‘na yakın. Kaplanoğlu bir gün bir korku filmi çekmeye niyet etse, bundan farklı bir film çekebileceğini sanmıyorum. Öyle ki, filmi izlerken en çok aklıma gelen referans da Kaplanoğlu’nun ilk filmi “Meleğin Düşüşü” idi. Kameranın sürekli, sonsuz gibi görünen tekrarlarla aktardığı monoton hayatlar, üzerine bir kadın olarak kentte, bütün bu yabancılığın orta yerinde yapayalnız yaşama çabası, ve filmin sonunda çizgileri aşmış bir karakterin o noktaya kadar kendisini boğmuş ve sınırlandırmış kente uzaktan bakışı; bu tamamen alakasız gibi görünen iki filmi birbirine algımda yakınlaştıran ortak noktalar.

Entrance’ı, sonundaki 15 dakikalık açıklamasız ve dolayısıyla anlamsız görünen şiddet sahneleri dışında, klasik anlamda bir korku filmi olarak sınıflandırımak zor. Eğer amacınız kolay tüketilir, eğlencelik bir korku filmi izlemek ise Entrance’dan uzak durmalısınız, çünkü aradığınız film bu değil. Son 15 dakikasına kadar bir günlük yaşam dramasından farksız gelişen film, son dakikalarında filme sürpriz biçimde giren bir seri katilin evdeki herkesi kesip biçmesiyle bambaşka bir boyuta geçiyor. İşte bu da filmi vermek istediği mesaja kavuşturan açılım:

Bütünüyle yalnız hissediyor olabilirsin. Bu kentin seni hiç umursamadığını zannedebilirsin. Yaşadığın herşey, tüm hedefler, tüm inançlar, tüm dostlar, tüm sevgiler, tüm yakınlıklar sana sahte gelebilir. Tüm umutların, monoton yaşamının içinde kaybolup gitmiş olabilir. Ama belki de birileri seni umursuyordur. Belki de o kadar unutulmuş ve yalnız değilsindir. Belki de birileri seni gerçekte olduğun kişi gibi görebiliyordur. Belki birisi seni hissediyordur. Belki de o biri, seni öldüren biridir.




dark circles

Yönetmen: Paul Soter
Senaryo: Paul Soter
Oyuncular: Pell James, Johnathon Schaech
Yapım Yılı: 2013
Ülke: ABD


Konu: Şehir hayatından usanmış olan Alex ve Penny, yeni doğmuş bebeklerini büyütmek üzere kırda sakin bir eve taşınmaya karar verirler. Ancak br süre sonra bu karardan pişman olmaya başlayacaklardır. Bebek sürekli ağlayıp durmakta, çiçeği burnunda anne babayı geceleri bir an olsun uyutmamaktadır. Yandaki arsada başlayan yeni ev inşaatından gelen gürültüler de çiftin gündüz uykusu çekmesine engeldir. Uykusuzluk ve stres Alex ve Penny’nin hayatlarını alt üst eder. Hem Alex hem de Penny bir süre sonra halüsünasyon görmeye başlarlar. Ya da halüsünasyon gördüklerini düşünürler. Her ikisi de evin çevresinde ve içinde gizemli bir kadının dolaştığını görmektedir. Ya da belki de bir hayli ucuza aldıkları bu yeni ev aslında “hayaletlidir”.

After Dark Films’in yeni filmi Dark Circles, ilk bakışta aynı şirketin 2011 yapımı filmi “Fertile Grounds“un bir benzeri gibi. Şehir hayatından bunalan genç çiftin kırda lanetli bir eve taşınmaları zaten çok orijinal bir konu sayılamaz. Bir noktaya kadar Fertile Grounds ve benzer filmlerin çizgisinde ilerleyen ve çiftin karşılıklı kafayı yeyip birbirlerini öldürmeleri şeklinde bir aile faciasıyla sonlanacakmış gibi görünen Dark Circles tam anlamıyla sağ gösterip sol vuruyor.

Film, beklenmedik yerden vurma konusunda çok başarılı. Öyküsündeki ana twistlere ek olarak detayları ile de öyle. Hani hepimiz biliriz, bir buzdolabının kapağı açıksa kapanırken illa ki arkasından birşey çıkar. Ya da aynalı banyo dolabı kapandığında, aynada belirecek uğursuz figürleri az çok korku filmi izlemiş herkes bilir ve bekler. Filmde bu gibi sahnelerden doğal olarak bolca var, ancak korku sineması izleyicisinin bu gibi ufak tefek alışkanlıklarını kimi zaman karşılıksız bırakmaya yemin etmiş bir film Dark Circles. Bu gibi bazı küçük sahneleri ile bile, kaliteli korku – gerilim sinemasının konuştuğu dili bildiğini belli eden, o sahnelerde verilmesi gerekli gerilimi çok iyi veren, ama kimi zaman o korku dolu ve alışıldık beklentiyi karşılamayarak klişenin etrafından dolanmasını da bilen bir film.

Dark Circles, hayalet – hayaletli ev öyküsünü, kahramanların yavaş yavaş delirdiği bir kişilik korkusunun içerisinde, spoiler vermemek adına değinmeyeceğim üçüncü bir unsuru da ekleyerek, farklı uçta korku çarpanları olan başarılı bir anlatıda birleştiriyor. Gönül rahatlığıyla tavsiye edebileceğim, kaliteli bir 2013 filmi. Daha ilk açılış sahnesi ile izleyiciyi içine alan, sahne sahne hem gerip hem korkutan irili ufaklı buluşlarla dolu, Sinister gibi benzer konulu fakat durağan bir filmin aksine sürükleyiciliği de olan bir film.